U tek kadınla k

Bildiği kadarıyla bir kadınla aynı evin içinde, birlikte yaşayabilecek yaradılışta değildi, ancak bekarken tam anlamıyla kendi kendisi olabiliyordu. Yaşamını hiçbir kadının gelip de elinde bavuluyla içine yerleşemeyeceği biçimde kurmaya çalışmıştı. Dairesinde tek bir yatak olması bundandı. 21.Eyl.2020 - lafa bir baslamali tanisirken konusmali sorulacak sorular neler kadinla nasil. Bir kadınla tanışırken sorulacak sorular nelerdir, lafa nasıl başlamalıyız ve neler konuşmalıyız. Tanışma soruları ilk tanışma sözleri ilk tanışmada söylenecek sözler tanışmada sorulacak sorular evlenilecek… Tek kadınla doyan erkek sapıktır haricinde bir yanlış cümlesi yok. Erkeklerin geneli birden fazla kadınla ilişkiye girmek ister. Çünkü erkeklerde bir enerji var, kadınlar gibi durağanlık yok. Erkekler daha aktif. Tabi kadınlarda da aktif olanlar olsa da erkekler kadar büyük bir oranda değiller. Bunu kabul etmek lazım. kadınla evliliğin sınır tanımadan uygulandığı bir toplumda bu ayet nazil olmuş ve tek kadınla ev­ llllk ideal olarak sunulmuştur.l2 Ayrıca ayet evlenilecek kadın sayısını belir­ lemek amcıyla da nazil olmamıştır. Çok kadınla evlliik mutlaka yerine getlrllmesl gereken farz, vacip torOnden bir emir de değlld1r.l3 . Bu sözler olay yarattı Tek kadınla doyan erkek sapıktır. Sözcü Gazetesi. 0:48. AKP’li başkan oy vermeyen hizmet alamayacak. Sözcü Gazetesi. 16:58 ''Vatandaşın cebinden para almak hedefleniyor'' Sözcü Gazetesi. 10:19. Burhan Şeşen çocuklar için söyledi. Sözcü Gazetesi. 2:20. DrTUS : HANGİ KADINLA EVLENİLMEZ - Sayfa 110. DrTUS İlk ve tek TUS portalı <p>Tecavüz mağduru D.K.’nın HDP'li Tuma Çelik ile yaptığı Whatsapp yazışmaları ortaya çıktı. D.K.’nın “Sen bana acıdın mı? Yanına bırakmayacağım” ifadesi dikkat çekti.</p> <p>Eski HDP'li, Mardin Bağımsız Milletvekili Tuma Çelik, D.K. isimli kadına tecavüz ettiği suçlamasına ifadesinde cevap verdi. D.K. ile 7 Ocak 2019 tarihinde kendi evinde bir gece ... Aslında aynı durum bir yönüyle tek kadınla evlenen insan için de söz konusudur. Yani hiç evlenmemenin de evliliğe nazaran hususi mahiyette üstün yanları bulunabilir. Ancak insanların umumu ve genel ahvali düşünüldüğünde evliliğin gerekliliği hiç kimse tarafından inkâr edilemez. Bu açıdan özellikle içinde yaşanılan ... kadınla erkek arasındaki en büyük fark nedir? 21. sizoparanoid 21.4.2018 00:15. duygular. 0. ozkna 21.4.2018 00:16. mantık 0. sizoparanoid 21.4.2018 ... doğurganlık tek fark geri kalan herseyde istesek erkeklerle eşitiz😉 0. ... Çünkü erkekler kıskanç oluyor. Kadınlarının bir tek kendilerine süslenmesini istiyorlar. Ama kadın kendini kocasının malı olarak görmüyordur. Bu yüzden de olabi - Mynet Cevaplar ...

Selamlar herkese.Bu arkadaşla biz bir grubun moduyduk

2020.09.29 18:01 yobaziznevar Selamlar herkese.Bu arkadaşla biz bir grubun moduyduk

Selamlar herkese.Bu arkadaşla biz bir grubun moduyduk.3 mod 1 admin bir messenger grubu kurduk.Sonra konu Kadın muhabbetine geldi.Bizim arkadaş kadınla erkek eşit ayrım yapmamak gerekli diyince bu kudurdu.Kadınlar düşük varlıklardır falandır dedi.İşte entelektüel değiller tek istekleri cinsellik falan.Bende orta yolu bulsunlar diye öyle dememek lazım içlerinde gerçekten okuyanları var falan dedim.Bir gün sonra bu sayfaya Sırp Milliyetçilerinin postunu atmış.Bunun tartıştığı çocukta kaldırmış.Sebebi kavga çıkar ki haklı da.Bu çocuk hepimize ana bacı küfür etti daha sayamayacağım laflar edip modluğu bıraktı özelden millete küfür falan etmiş.Ben bu çocuğu dava etmek istiyorum.Biliyorum elime bir şey geçmeyecek fakat amacım böyle çoluk çocuklar korksun ki sosyal medyada daha çekingen olsunlar.Para cezası falan değil de mahkeme tebligatı suradına çarpınca ailesine açıklayamasın ve yusuf yusuf olsun istiyorum.Daha önce çok hafif bir küfür yüzünden babamın başına bu geldi.Bu çocuğa dava açmak için n'apabilirim ?
submitted by yobaziznevar to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.23 09:15 RoughCry Hem Ayranım Dökülmesin Hem Sevgilim Bakire Olsun

Arkadaşlar, aynı anda ikisine sahip olamazsınız. Bırakın artık bu işleri. Aynı zamanda hem "Türkiye'nin en özgürlükçü topluluğu" olduğunuzu iddia ederken her hafta birisinin "bakire olmayan kız da orosbu yha" postlarına upvote atamazsınız. Aynı zamanda cinsel özgürlüğünüzü buraya saat başı karı atıp 31 çekerek kutlarken "sevişen kadınlar da orospu yha" edebiyatı yapamazsınız. Çomar olun isterseniz, olabilirsiniz, kızmam. Kolay olan o zaten, babanızın ve ondan önce onun babasının inandığı tüm değerleri sorgulamadan alırsınız olur biter. Ama yarı çomar olmayın, çok aptalca gözüküyor.
Hiç kendinize sordunuz mu "kız neden bakire olmalı"? Evet belki gerici amcanız (herhangi bir gerici akrabanız da olabilir) falan bir kadın bakire olmayınca ona "orospu yha" derdi, peki bu onları orospu yapar mı? Gerici amcanız başka hangi konuda haklı da bu konuda ona hak veresiniz? Ama yok, birisi demiş size sevişen kızla evlenilmez diye siz de tekrar ediyorsunuz. Bakirelik eskiden önemliydi çünkü doğan çocukların size ait olduğunu belirlemede o kadınla sevişmiş olan tek erkek olmanız dışında bir ispat yoktu. Artık böyle bir yönteme ihtiyacımız yok çünkü bunu yapan teknolojilerimiz var. Neden halen bakireliğe bu kadar takılıyorsunuz? Ben size söyleyeyim. Kendi adınıza düşünemediğiniz için çevrenizdekiler ne derse o oluyor sizin için. Eğer etrafınızda "bakire kızla sevişilir mi ıy kanlı kanlı" diyen insanlar olsa onlara uyardınız. Savunduğunuz bu "değer"in hiçbir değeri yok ama diretiyorsunuz. Ha, bakire olmazsa sevgiliniz ne mi olur, etrafınızdaki gericiler size "ıy orospuyla mı birliktesin" diyebilir. Alınır mısınız? Evet, ama alınmamanız gerekiyor. Bu hakaret, herhangi bir gericinin size "evlilik dışı el ele tutuşulur mu" demesi kadar anlamsız olmalı sizin için. Madem ilerici olacaksınız, madem geleneksel değerleri sorgulayacaksınız, tam sorgulayın o zaman. Yok öyle" hem şeriat gelmesin hem kadınları evden çıkarmayalım"cılık. Temelini yitirmiş kültürel ön yargılarınızı atlattığınızda bakireliği sorun etmeyi bırakarak daha rahat bir hayat yaşayabilirsiniz, ben de her hafta bir başka tescilli İrticaPost™ görmek zorunda kalmam. Hadi bakalım ağlayın şimdi yorumlarda "amcı" deyin "meriç" falan deyin komik oluyorsunuz.
submitted by RoughCry to KGBTR [link] [comments]


2020.08.26 22:14 AUSSIETRIBECHIEF Koca götlü alt komşumu nasıl siktim

Selam beyler size hikayemi anlatacağım,
üniversite tercihimde konya'dan bir üniversite çıktı (adı lazım değil) arkadaşımlarım da whatsapp grubunda hep ''üf akpli götleri ne güzel he sonunda sen de anlayacaksın'' demişlerdi ben de geyik sandım güldüm hep ama sonradan hiç gülmemem gerektiğini anlayacaktım. Üniversite yakını yurt bakındım fakat kirada oturmak daha konforlu geldiği için üniversiteye yakın bir ev tuttum. Ailemle birlikte kiralayacağımız eve karar kıldık ve sonunda ailemle beraber o eve geldik.(eşya vs için araba lazımdı) eşyaları yukarı taşırken merdivenlerde bir göt gördüm aman tanrım, kadın sanki bir at olarak dünyaya gelmiş sonradan insana evrilmişti. tek kelimeyle, cidden ''inanılmaz'' bir götü vardı. az daha zorlasam ikea lambalarına benzetebilirdim. neyse işte eşyaları babam ve abimle taşıdıktan sonra annemin yaşlı göz yaşlarıyla ile beni uğurladılar. ilk günüm odaya alışmakla geçti, bir süre sonra aklıma yakınlardaki bir starbucks'a gitmek geldi ve yola çıktım. yolda ne göreyim, koca götlü alt komşum da aynı starbucks'taydı. götü o kadar büyüktü ki sandalyeden düşmemek için habire ağırlığını ortalaması gerekiyordu. bunu bir güzel kestikten sonra fark etmiş olmalı ki yanıma geldi. hemen durum değerlendirmesi yaptım, starbucks'taydı, başörtülüydü ve giyebileceği en dar pantolonu giyiyordu. demek olmalı ki zengin ve seks peşindeydi. sonra bu duruma ithafen '' Mizâc-ı âlîniz eyidir inşallah '' dedim ve kadın sanki saniyelik ereksiyon geçti. bundan sonra o da selamlaştı ve oturdu. benle flört edermiş gibi konuştu benden hoşlandığı belliydi. ayrıca elinde yüzük olmadığını fark ettim, bu ''çok iyiye'' işaretti. konuşmayı bitirdik ve kendi evlerimize gittik, giderken göz kırpmayı da ihmal etmedi. evde gizlice çektiğim götüne 31 çektim sonra da yarın okula gideceğim için erkenden yattım. okula giderken kızın evinin önüne baktım ve ondan başka hiç kimsenin ayakkabısı yoktu, tam bir orospu olduğunu bildiğim için ve kendi ideolojik çıkarlarım doğrultusunda onu bu akşam sikebileceğimi varsaydım. üniversiteye gittim, sınıf gayet hoştu. çoğu akpliydi ve bu durumdan pekte şikayetçi değildim lakin arada onlarla taşşak geçiyordum. bir tane chpli arkadaş buldum, gayet yakınlaştık ve erkekti. ona yeterince güvendikten sonra koca götlü komşum'dan bahsettim. anlattıklarımdan hayrete düşmüştü ve ona bir bomba daha patlatacaktım ve patlattım. ona bu akşam o karıya gitmemizi teklif ettim o da hayli memnun bir biçimde kabul etti. okul bitti ve eve yürümeye başladık, merdivenlere vardığımızda akpli kadının kapısının önünde iç çamaşırı duruyordu, bu işareti algıladık ve evine gittik. kapıyı açtıktan sonra kadın sadece fileli çorap giyer halde bulunuyordu. kıyafetlerimizi çıkardı ve arkadaşımı yalamaya bana da handjob yapmaya başladı. yeterince yaladıktan sonra onu arkadaşımla arkalı önlü siktik, sıra am yalamaya gelmişti. ben bu olayda pek tecrübeli olmadığımdan ilk arkadaşım yalasın dedim ve kadın arkadaşımın kafaısna oturdu ve arkadaşım amını yalamaya başladı. 5 dakika geçmişti hala daha kadın durmuyordu. arkadaşımın bacağının titrediğini fark ettim ve kadına durmasını söyledim ama beni itti, sonra arkadaşımın kafasında adeta zıplamaya başladı. korkmaya başlamıştım, kadının götü o kadar büyüktü ki arkadaşımın kafası gözükmüyordu. bir daha arkadaşımından kalkmasını istedim hatta çektim ama yok, kadın durmuyordu. 30 dk. geçtikten sonra kadın 3 kat hızlandı, göt korkusundan pılımı pırtımı toplamaya çalışırken bir ''pat'' diye ses geldi. arkama baktığımda arkadaşımın kafası kan içinde, beyni kadının am şeklini almıştı. öylesine korktum ki anında evime koştum, eve vardığımda polisi aradım. polise kavga sesi duyduğumu söyledim çünkü bu işe bulaşmak istememiştim. siren sesleri geldi, kadınla azıcık konuştular ve apartmanı terk ettiler. bu korkuyla sabaha kadar uyumadım, sabah'ın 5 civarlarında telefonuma bir mesaj geldi. kayıtlı olmayan bir numaradan gelmişti. o kadın olduğu varsayımını yaparak mesaja baktım. bir video olduğundan yüklenmesi biraz uzun durdu. kadın masturbasyon yapıyordu, sonra arkadaşımın parçalarını götüne sokmaya başladı, aynı anda kanını içiyordu. tüm parçaları götüne doldurduktan ve kanı içtikten sonra geyirdi. sanki hipnotize olmuştum, bu bende değişik bir ''yankı'' uyandırdı. sanki kadının kölesi olmuştum, okula gittim. okuldan yine bir arkadaş buldum ve yine kadına götürdüm, sikiştik ve yeni arkadaşıma amını yalamasını söyledim. kadın yine olayını yaptı, kafasını parçaladı. bu sefer kaçmamıştım, büyük bir ilgiye izledim. bu sefer bana ''show''unu gerçek hayatta yaptı. o yeni arkadaşımı götüne sokarken ben 31 çekiyordum ve acayip zevk alıyordum. yaklaşık 3 aydır bu okuldayım ve neredeyse her hafta bu kadına ''arkadaş''larımı götürdüm ve prosedür aynı şekilde işledi. bunu yazma sebebim ise fazla göze çarpmaya başladık ve yakında yakalanacağımızı düşünüyorum. siz siz olun, koca götlü akpli alt komşunuzu sikmeye kalkmayın.
submitted by AUSSIETRIBECHIEF to KGBTR [link] [comments]


2020.08.02 13:55 motherfucker808 Hayat gerçektende sandığınız gibi değil

Hayat gerçektende sandığınız gibi değil arkadaşlar birazdan hayatımı anlatacağım anlayacaksınız. 1985 yılında doğdum. Ailem dindardır tabi bende böyle yetiştirildim keşke yetiştirilmeseydim şimdi görceksiniz. Lise sınavında iyi puan alıp fen lisesine gidip sonra tıpı kazanıp mezun oldum. Ailem ve ben dindar olduğumuz için sevgilim olmadı reddetmiştim. Tıptan mezun olduktan sonra askere gittim askerlik bitince de artık evlenme yaşın geldi diyip beni güya iyi aile kızı diye şuan ki eşimle tanıştırdılar. Ben bekaret takıntısı veya vb. gibi adam değilim bu arada. Sadece zina yapmadığım için zina yapmayan bir insanla evlenmek istemiştim o zamanlar. Yani evlenip boşanan bir kadınla evlenebilirdim benim için sorun olmazdı. Zina yapan kadınla evlenmek istememe sebebim Kuranda zaten açıklıyor helal meselesi. Zina yapanlarla zina yapanlar zina yapmayanlar zina yapmayanlarla evlenmesi helal kılınmıştır diye. Ailem yakın çevrem eşimi o kadar güzel tanıttıki böyle birşeyin olacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi. Son birkaç ay önce yakın bir arkadaşım (kardeşimden öte diyeyim)(sürekli p*rno izler) bana çok çekinik bir şekilde geldi. Tabi ben anlayamadım. Bana çok sakin bir şekilde eşimin videosu olduğunu anlattı malum sitede hamster. Hani bir an olur hayatın o derece anlamsızlaşır ya benimkide öyle oldu malesef. Bazı yerler bana ait anlatmıcam k.bakmayın. Bu arada benim eşim ev hanımı. Eve apar topar geldim. Bağırdım çağırdım kendim geçip bütün hıncımla tabakları kırdım zarar vermedim ama eşime. Boşanacağımı söyledim. Ama en kötüsüde ne biliyor musunuz? 2 tane oğlum var biri 6 diğeri 3 yaşında. Boşansam bile ilerde onlara niye boşandığımı nasıl anlatabilirim ki? Daha da kötüsü videodanda haberdarmış benim eşim çekildiğinden yani ifşa falan değil. Boşanacağımı söyledikten sonra ev hanımı olduğu için yani işsiz nafaka tehdidi etti. Videoyu sildirdim. Yani artık böyle bir video yok boşanma davasında kanıtım bile yok. Boşanamıyorum çünkü çocuklarımı öyle bir kadına emanet edemem de. Hele hele nafaka ile vereceğim parayı çocuklarıma değil muhtemelen sevgililerinide harcar. Aslında burada eskiyim fakat eski hesabımla açacak yüzüm hiç yok pgibolojim bozulduğu için tek çare burası. Kimseye anlatamıyorum arkadaşımdan başka. Napabilrim lütfen yardım edin. Nafaka vermeden çocukları alıp kaçmak istiyorum yurt dışına. Nafaka parasını çocuklara harcayacağına bilsem kazandığım paramın çoğunu veririm ama dediğim gibi sevgilileriyle harcayacak ve bu beni intihara sürükler. işin en acı kısmı hiç kimseyi kınamadım , atıfta bulunmadım , hakaret etmedim. Kısacası bunu hakedecek birşey yapmadım. Artık hiçbirşeye inanmıyorum ne dine ne hayata ne adalete. Yurt dışında doktor sınavlarına girmek istiyorum birkaç ülkenin kazanırsam eğer çocukları alıp nasıl gidebilirim? Arkadaşımdan başka kimse bilmiyor ne ailem ne yakın çevrem. Burayada yeni hepap açarak yazdım. Beynim o kadar berbat ki şuan hiçbir şey düşünemiyorum.
submitted by motherfucker808 to KGBTR [link] [comments]


2020.06.02 02:22 karanotlar 46 Teknoloji Toplumu – Eğlence – Jacques Ellul

Eğlence ve dikkat dağıtma teknikleri, ele almış olduğumuz diğer insani tekniklerden farklıdır. Maddi açıdan bu teknikler propaganda teknikleriyle (filmler, radyo, gazete, daha az ölçüde de kitaplar ve sesli kayıtlar) benzeşir. Ancak bu araçların hiyerarşisi aynı değildir. Örneğin, sinema birinci yeri işgal eder ve radyodan daha önemli bir rol oynar. Buna karşılık, propaganda hiyerarşisinde radyo tercih aracıdır.
Eğlence dikkat dağıtmaya, propaganda yol göstermeye çalışır. Ancak temel fark, kendiliğindenlikle ilgilidir. Propaganda tekniği hesaplı kitaplıdır; oysa eğlence tekniği spontane ve tasarlanmış değildir.
Burada da bilinçaltının kullanımı tekniklerini görüyoruz ama çok daha az baskıyla kullanılırlar. Ayrıca, bu bilinçaltı tekniklerinin erişimi ve alanı farklıdır. Eğlence dikkat dağıtmaya, propaganda yol göstermeye çalışır. Ancak temel fark, kendiliğindenlikle ilgilidir. Propaganda tekniği hesaplı kitaplıdır; oysa eğlence tekniği spontane ve tasarlanmış değildir. İlki, organize edenin kararının sonucudur; ikincisiyse kitlenin ihtiyacının sonucu. İşten eve dönen sıradan inşanı düşünün. Çok büyük ihtimalle gününü tamamen hijyenik bir ortamda geçirmiştir; ortamını dengelemek ve yorgunluğunu hafifletmek için de her şey yapılmıştır. İşten ayrıldığında vaktini doldurmaktan duyduğu memnuniyeti, verimsiz, anlaşılmaz ve gerçek verimli bir iş olmaktan uzak bir işten duyduğu tatminsizlikle karışır. Evde “kendisini yeniden bulur”. Fakat neyi bulur? Bir hayalet bulur. Düşünecek olsa, düşünceleri onu dehşete düşürür. Kişisel alın-yazısı ancak ölümle gerçekleşir. Fakat tefekkür, onun için ergenlik maceralarıyla ölümü arasında herhangi bir şey olmadığını, kendisinin bir karar verdiği veya bir değişimi başlattığı bir nokta olmadığını söyler ona. Değişimler, onu bir gün savunan bir gün dışlayan organize teknik toplumun özel ayrıcalığıdır. Bugünden diğerine bir fark yoktur. Yine de hayat hiç sakin değildi, çünkü gazeteler ve haber bültenleri günün sonunda onu kuşatıyor, güvensiz bir dünya imajını ona kabul ettiriyordu. Sıcak veya soğuk savaş değildiyse, ona hayatının rizikoluluğunu anlatacak her türden kaza vardı. Bu rizikoluluk ile işin değiştirilemez kararlılığı arasında kalan insanın yeri yurdu yoktur, bir yere ait değildir. Ona bir şey olsun veya olmasın her iki durumda da kendi kaderinin yazarı değildir.
Teknik toplumun insanı kendi hayaletiyle karşılaşmak istemez. Kazalar ile teknik mutlakiyet uçları arasında parçalanmaya kızar. Her şeyin berbat gitmesinden korkar. İşlerin kötü gitmesini kabul edebilir ama ancak hayatın bir anlamının olması ve tercih yapabilmesi, örneğin ölmeyi seçebilmesi koşuluyla. Fakat hiçbir şeyin anlamı olmayınca, hiçbir şey özgür tercihin sonucu olmayınca, son berbatlık, kötü bir adaletsizliktir. Teknik medeniyet, hâlâ dokunulmamış tek insani gerçeklik olan ölümü durdurmamakla büyük bir hata etmiştir. İnsan, geleceğe dair hâlâ berrak anlara sahiptir. Propaganda teknikleri hayatın bir anlamı kaldığına onu tamamen inandıramamıştır. Fakat eğlence teknikleri devreye girmiş, ona en azından ölümün varlığından nasıl kaçılacağını öğretmiştir. Durumuna kendisini uydurmak için inanca veya zor bir çileciliğe artık ihtiyacı yoktur. Filmler ve televizyon, onu doğruca yapay bir cennete götürür. Kendi hayaletiyle karşılaşmaktansa, kendisini yansıtabileceği ve istediği gibi yaşamasını sağlayacak film hayaletleri arar. Bir iki saat süreyle kendisi olmaktan çıkar, kişiliği çözülür, anonim seyirci kitlesinde kaybolur. Film, onu güldürür, ağlatır, meraklandırır, sevdirir. Başroldeki kadınla yatağa girer, kötü adamı öldürür, hayatın tuhaflıklarına hükmeder. Kısacası, bir kahraman olur. Hayatın birdenbire anlamı vardır.
Sinema, bir entelektüel mekanizma gerektiriyor, insana, bir anlama dokunmuyor, yargıya ulaşmasına imkan tanıyordu. “Gerçekliği” sayesinde sinema filmi seyirciyi öylesine bütünleştirir ki baskısına direnebilmek için görülmemiş bir manevi güç veya psikolojik eğitim gerekir. Seyirciler sinemaya bir kaçış olarak, sonuçta da baskılarına teslim olmak üzere giderler. Unutmayı bulurlar, unutmada da işte veya evde bulamadıkları tatlı özgürlüğü bulurlar. Ekranda, gerçekte asla yaşayamayacakları bir hayatı yaşarlar. Rüya ve umudun, kıtlık ve zulüm zamanlarında geleneksel kaçış araçları olduğu söylenebilir. Fakat bugün umut yoktur; rüya da şu veya bu “gerçeklikten” özgürce kaçmayı seçen bir bireyin kişisel eylemi değildir artık. Kendileri bir yudum hayat, özgürlük ve ebediyet bulmaya çalışan milyonlarca insan kitlesi olgusudur. Kabuğundan mahrum bırakılan bir salyangoz gibi özünden koparılan insan, hareketli resimlere göre kalıp verilmiş plastik malzemeden ibarettir.
Geçmişin rüyaları ve umutlarıyla bugünküler arasında devasa bir fark vardır. Eskiden, “işlerin değişeceği” inancıyla umut, geleceği aydınlatan bir fenerdi. Rüyalar, uçuşu temsil ediyordu; ama insanın kendisine uçuşu. Ancak sinema filmlerinde gelecek sözkonusu değil. Film şeridinde, değişmek zorunda olan zaten değişmiştir. Sinema rüyalarının uçuşunun da iç hayatla bir ilgisi yoktur. Sadece dışsal olanı ilgilendirir. İnsanlar sinemayı terk ettiklerinde, derinliklerde tecrübe ettikleri ihtimallerle doludurlar. İç dünyalarına ilişkin dozlarını almışlardır. Sorunları da dönüşüm geçirmiştir. Şimdi filmin ortaya koyduğu sorunlardır onlar. Ve, tüm bilinç alanlarını işgal eden bu sinematik problemlerin hem tüm sıkıntıları uçuracak kadar güçlü hem de dert etmeye değmeyecek kadar gerçek dışı oldukları şeklindeki çelişkili gelebilecek mutlu izlenime sahiptirler. Filmlere duyulan modern tutku, kaçış isteğiyle tamamen açıklanmaktadır. Aynen iş temposunun veya devlet otoritesinin manevi sadakat ve sonuçta propaganda gerektirmesi gibi, teknik rejimi altındaki insani durum da dikkat dağıtıcı tekniklerin sunduğu kaçış anlayışını gerektirir. Zehiri damıtırken panzehiri sağlayan bir organizasyona hayretle bakmaktan başka bir şey yapamazsınız.
“Önemli olan hiç kimsenin bir an bile olsa kendisine bırakılmamasıdır” diyor Butlin. Herşey bir şenlik havası içinde ve “uzman” olan oyun liderlerinin yönetiminde cereyan eder. Mutlu olduğuna insanı inandırmak için eldeki tüm araçlar kullanılır.
Tüm kişisel çıkarları teknik mekanizma tarafından boşaltılan insan bazen kendisini evde bulur. Ne hakkında konuşacaktır? İnsanda hiç eksik olmayan bir tek sohbet konusu olmuştur, o da hayatın sıkıntılarıdır. Korku, acı, umutsuzluk veya tutku değil. Bunların hepsi, insanın bilinçaltında bastırılmıştır. Fakat her zaman, cana yakın bir şekilde, sıkıntı verici şeylerden, bağlarına düşen dolulardan, küflerden, bozuk makinelerden, başbelası prostattan filan bahseder. Artık teknik müdahale ediyor, her şeyi tamir ediyor, her şeyin iyi veya yeterli şekilde çalıştığı bir dünya yaratıyor. Kimi küçük sıkıntılar sürse bile, kişi bunlardan bahsetme ihtiyacı duymaz, sessizliği dolduran etkili araçlara, aile hayatının imkansızlaştığını görenler için müthiş bir sığınak olan radyo ve televizyona döner. Jean Laloup ve Jean Nelis, radyo ve televizyonun aileyi yeniden oluşturduğunu söylerken tuhaf bir iyimserlik gösteriyor. Televizyon, kuşkusuz, maddi yeniden birleşmeyi kolaylaştırıyor. Onun sayesinde çocuklar artık akşamları dışarı çıkmıyor. Aile üyeleri gerçekten maddi olarak mevcuttur; ancak televizyon cihazına odaklanmış vaziyette birbirlerinin farkında değildirler. Birbirlerine katlanamazlarsa veya söyleyecek bir şeyleri yoksa radyo ve televizyon (harici ilişkileri yeniden kurarak ve sürtüşmeden kaçınarak) bunları kolaylaştırır. Bu teknik araçlar sayesinde bir ailenin üyeleri için birbirleriyle ilgili yapacak bir şeyleri olmak zorunda değil artık. Hatta, aile ilişkilerinin imkansız olduğu gerçeğinin bile farkında olmaları gerekmiyor. Karar vermek de gerekmiyor. Evli bir çiftin televizyonun çınlayan boşluğunda birbirleriyle hiç buluşmadan uzun süre birlikte yaşamaları mümkündür. Bu da tuhaf bir kaçış aracıdır; kendisinden değil de başkalarından kaçış aracıdır. İnsanın her akşam taktığı modern maskedir. Ne yazık ki eski maskenin erdemlerini (şeytani ve ilahi) taşımayan bir maskedir bu.
Radyo meselesiyle ilgili en incelemelerden biri olan Roger Veille’in çalışması, kulağın insandaki büyük “kusur” olduğunu hatırlatıyor bize. Kulak sayesinde insan “sonsuz mekanların sessizliğini” algılar; onun büyük huzursuzluğunun çıkış noktasıdır kulak. Gözün aksine, gizem ve reddetmeyi çağrıştırır. Acı ve merak merkezidir. Radyo da bu açığı kapatır, eğlendirmek suretiyle insanı sessizliğe ve gizeme karşı korur. Program yapımcıları tüm bunları bilir, programlarını da bu kaçışın bir işlevi olarak yapar; kaba ticari dürtülerden veya Makyavelizmden değil (kimilerinin düşündüğü gibi). Çünkü kendileri insanın durumu niteliğindedir ve acılarına karşı koruma isterler. O halde radyo, günlük sosyal gerçeklikle görevinin dağıtacağı rüyalar arasında açık bir ayrılmaya yol açar. Veille’in sözlerini kullanmak gerekirse, “kurtarıcı eğlencelerden” biridir radyo. Ahlaki huzuru ele alan, aile hayatının, sosyal baskıların ve modem yaşamın sıkıntılarının trajedilerini telafi etmekle görevli bir kamusal hizmettir. Bugünün şehirlerinin gayri insaniliklerini telafi etmelidir radyo. İnsanoğlunun gerçek dostluklar kuramadığı veya derin deneyimler yaşayamadığı bir ortamda radyo, ona gerçeklik görüntüsü, tanışlık ve insani yakınlık sağlamalı, onu cezbetmeli, rahatlatmalıdır. “Radyo, aidiyet illüzyonunu verdiği kimseleri sadece işitsel imajlara tedricen alıştırıp alıştıramayabileceğini; hatta konuşan kimselerin yokluğuna onları alıştırıp alıştıramayacağını” sorgularken Veille haklıdır. Ne yazık ki Veille’in sorusuna verilecek cevap açıktır. İnsanın tecridinin mukayese edilebilir başka bir aracı yoktur. Radyo, hatta radyondan daha fazla televizyon, bireyi tek başına olduğu yankılanan bir teknik evrene kapatmaktadır. Komşuları hakkında zaten yeterince az şey biliyordu; şimdiyse onunla dostları arasındaki ayrım daha genişlemiştir. İnsan makineleri dinlemeye, onlarla konuşmaya alışmıştır; telefonlarla ve diktafonlarla olduğu gibi. Yüz yüze karşılaşmalar, diyaloglar yok artık. Sayesinde sessizliğin acısından ve komşularının rahatsız etmesinden kaçtığı daimi monologuyla insan tekniğin kucağında (ki insanın yalnızlığını kuşatır, aynı zamanda tüm oyunlarıyla onu rahatlatır) bir sığınak bulur. Cazibe gücü ve görsel-işitsel nüfuz gücü nedeniyle televizyon, belki de kişiliği ve insan ilişkilerini en fazla tahrip eden araçtır. İnsanın aradığı şeyin, topyekün bir dikkat dağıtma, kendisini ve sorunlarını tamamen unutma, eşzamanlı olarak da bilincinin her zaman hazır ve nazır teknik eğlenceyle birleşmesi olduğu görülüyor.
Eğlence alanında, tekniğin bir teknoloji toplumunda insanın ihtiyaçlarına cevap verdiği bir aşamadayız. Ancak mevcut teknik araçları kullanıp kullanmama konusunda hâlâ özgür oldukları bir toplumda. “Kaçış istiyorsan buyur dene” diyor teknik. Ancak modern insan, teknik duruma her ne pahasına olursa olsun meydan okumama ihtiyacını öğrenmeye ve teknik araçların bu ihtiyacı karşılamak için varolduğunu kabul etmeye başlıyor. Örneğin, İngiltere’de Butlin’in olağanüstü başarılı tatil kamplarını alalım. Butlin, bir kere titizlik isteyen ve aşırı derecede kişilikten arındıran bir dünyada çoğu insanın tercih ettiği tatilin gerçek bir boşluk olması, özgürlük izlenimi veren ama bireyin kendisiyle maddi olarak bile yüzyüze gelememesini sağlayan daha büyük bir kişilikten arındıran bir boşluk olması gerçeğini yakaladı. Bu hedefe varmak için Butlin, 1938’de “aile tatil kamplarını” düzenledi. Tatilci, her günün farklı (sürekli yenilik ve değişiklik izlenimi vererek) olması için akıllıca düzenlenen katı bir takvimle kalabalık bir ortamda yaşar. Oyunlar, şarkılar, tiyatro, yemekler, “eğlence”, sabah saat yediden gece yansına dek hızlı bir tempoda birbiri peşisıra gelir.
Tarif ettiğim türden spontane ve organize eğlence mekanizmaları, ancak propaganda tekniği gelişmediği ölçüde faydalıdır.
“Önemli olan hiç kimsenin bir an bile olsa kendisine bırakılmamasıdır” diyor Butlin. Herşey bir şenlik havası içinde ve “uzman” olan oyun liderlerinin yönetiminde cereyan eder. Mutlu olduğuna insanı inandırmak için eldeki tüm araçlar kullanılır. Her bir kamp dört bin kişi alabildiğinden tatilci için kalabalık bir ortamda iki hafta süren tatilini geçirecek düzenlemeler yapma zorluğu pek yoktur. Tüm bu olay, bilinçsiz hale gelmek için tasarlanmış titiz bir işlemdir ve bizatihi Butlin tarafından ayrıntısıyla tarif edilen bir teknikle yürütülür. Butlin açık açık konuşuyor. Ona göre mesele, müşterilerinin sistematik biçimde bilinçlerini kaybetmelerini sağlamaktır. Eskisi gibi siyasi nedenlerle değil, sırf eğlence saikleriyle. Bir tür Pascaliyen eğlencenin emrine verilmiş bir teknik sözkonusu burada. Tam olarak aynı değil, çünkü ebediyetle yüzyüze olan bir kimsenin çıkmazından kaçması meselesinden çok, bu hayatta insan ile durumu arasındaki çatışmadan kaçınma meselesidir. İki eylem arasında aracılık yapmaktan ziyade (ki çoğu insan yapamaz bunu), teknik bir dünyada hayatın açık, ezici tuhaflığı üzerinde aracılık etme meselesidir. Ortalama insan kaçınılmaz olarak bunun bilincindedir. Bu nedenle bilincini her ne pahasına olursa olsun karartmalıdır. Bunda da, öyle görünüyor ki, teknik bir toplumun gereksinimleriyle asli bir uyum içindedir. Tezimiz, Butlin’in kamplarının müthiş başarısıyla kanıtlanmıştır. 1947’de 400.000 kişi bu kamplarda tatil yaptı. Bu sayı düzenli olarak artış göstermektedir. Unutmayın ki bu rakamlar, bu türden şeylere tabiatı gereği soğuk duran İngilizleri temsil ediyor.
Bu, teknik eğlencelerin teknik topluma ve sosyolojik işlevlerine bütünüyle adaptasyonunu göstermektedir. Filmleri bir eğitim sanatına ve bir eğitim aracına dönüştürmek ne kadar da aldatıcıdır. Sanat filmleri ile felsefi ve politik içerikli filmler, açıkçası sinemaya giden halkın isteklerini karşılamıyor. Filmlerin yine de halkı “eğitmenin” bir aracı olduğu elbette meşru biçimde savunulabilir. Fakat burada belirli bir kafa karışıklığına karşı uyanık olmalıyız. İzleyicinin zevkinin, anlayışının eğitilmesi gerçekleşir ama ancak yeri gelmişken gerçekleşir. Bilincinin karartılması en önemlisidir; sanat ve bilim de buna katkıda bulunabilir. Film, ancak, sanatı sosyolojik olarak gerekli, teknik açıdan da mümkün bir girişimin hizmetine koyduğu takdirde başarılı olabilir. Yalnızca sanat (ve kendini bilim olarak gösteren beyin yıkama) insanı gerçeklikten koparmanın yeni aracına dönüşür. Durum böyle olmasaydı, halk, Orson Welles’in ilk filmleri gibi filmleri benimsemezdi.
Tarif ettiğim türden spontane ve organize eğlence mekanizmaları, ancak propaganda tekniği gelişmediği ölçüde faydalıdır. Propaganda geliştikçe eğlenceyi yokeder. Ya eğlencenin görünümünü etkili bir propaganda aracına dönüştürür ya da daha sonraki bir aşamada insani adaptasyon amaçları için kullanılır. Bu sonuncusu, İsveç veya Rusya radyosunun “eğlenceyle”, yalanlarla ve uyutucu şeylerle dolu bir sosyal yapı kurmakla ilgilenmediği, çünkü bu devletlerin yurttaşlarının “özgürleştirildiği” ve kimsenin “günlük mecburiyetlerin bıktırıcı devamlılığını artık hissetmediği” şeklindeki Veille’in teziyle hemfikir olmayı imkansızlaştırıyor. Veille’in bu gerçek içinde sosyalizmin faydalı etkilerini zımnen görme eğilimi taşıdığı da kaydedilebilir. Oysa tarif ettiği durum, İsveçlilerin tüm insanlar içinde en “entegre” ve uyumlu insanlar olduğu gerçeğinden kaynaklanıyor. Kendilerini organizasyonda mümkün olduğunca yabancılaştırdılar ki kişilik ile teknik arasındaki bir çatışmanın artık farkında olmasınlar, bu nedenle de yapay bir cennete ihtiyaçları olmasın. Ruslar örneğinde propaganda eğlenceyi zekice absorbe ederek onun yerini almıştır. Devletinin günlük propagandasına (dünyada en gelişmiş olanı) maruz bırakılan Rus vatandaşı, merak nedir bilmez. Fakat bu durumda, aynı şey Hitler’in Almanyası için de geçerlidir.
https://itaatsiz.org/?p=5778
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.28 02:00 sikismatik Yunan Mitolojisi #6 - Hera

Hera
Zeus Yunan mitolojisi içinde birçok kadınla birlikte olmuştur. Bu konuda durdurulamayan Zeus’un tek ve sürekli eşi olarak bilinen sadece Hera’dır. Aynı zamanda Zeus’un kardeşidir.
Hera ile ilgili detaylı içeriğe Hera – Yunan Mitolojisi Tanrılarının Kraliçesi (Juno) başlıklı yazıdan ulaşabilirsiniz.
submitted by sikismatik to KGBTR [link] [comments]


2020.05.14 11:02 Taraftarium24hd The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle

The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi izle
https://preview.redd.it/gklv84m94py41.jpg?width=182&format=pjpg&auto=webp&s=3aff4b68eaed1e6df230c6ba88e92aafb2a03222
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 2020
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Yönetmeni : Tyler Spindel
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları: Francesco Di Napoli, Viviana Aprea, Mattia Piano Del Balzo, Ciro Vecchione
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Konusu :
Teknolojinin hayatımızda çok önemli bir yer olması ile birlikte artık aşklar ve tanışmalarda da teknolojiden faydalanır bir hale geldik. Filmde, hayallerindeki kadınla tanışıp onu bir geziye davet eden Tim Morris adında bir adamın başına hiç tahmin edemeyeceği bir olay gelir. Kadınla bir süre mesajlaşan Tim, bir süre sonra çok yanlış bir kişiyle mesajlaşıp, yanlış bir kişiyi geziye davet ettiğinin farkına varır ancak iş işten geçmiş olacaktır.
2019 yapımı filmin Yönetmenliğini Tyler Spindel'in yaptığı, filmin oyuncu kadrosunda ise Sarah Chalke, Lauren Lapkus, David Spade, Nick Swardson'un yer aldığı Romantik, Komedi türünde kesinlikle kaçırılmayacak keyifle izlenebilecek güzel bir film sizleri bekliyor. Sizleri The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi izle baş başa bırakıyoruz iyi seyirler dilerim.
Filmi izle LİNK: The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle
The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Tek parça izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Full hd izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Türkçe Dublaj izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi Türkçe Altyazılı izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi konusu, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi 720p izle, The Wrong Missy Yanlış Missy 2020 Filmi 1080p izle,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.04.20 01:47 tapinaksovalyesi İncil: Sırasıyla Her Gün Bir Bölüm (5. Gün)

MATTA 5:1-48
Gerçek Mutluluk
İsa kalabalıkları görünce dağa çıktı. Oturunca öğrencileri yanına geldi. İsa konuşmaya başlayıp onlara şunları öğretti:
“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
Ne mutlu yaslı olanlara!
Çünkü onlar teselli edilecekler.
Ne mutlu yumuşak huylu olanlara!
Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.
Ne mutlu doğruluğa acıkıp susayanlara!
Çünkü onlar doyurulacaklar.
Ne mutlu merhametli olanlara!
Çünkü onlar merhamet bulacaklar.
Ne mutlu yüreği temiz olanlara!
Çünkü onlar Tanrı'yı görecekler.
Ne mutlu barışı sağlayanlara!
Çünkü onlara Tanrı oğulları denecek.
Ne mutlu doğruluk uğruna zulüm görenlere!
Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır.
“Benim yüzümden insanlar size sövüp zulmettikleri, yalan yere size karşı her türlü kötü sözü söyledikleri zaman ne mutlu size! Sevinin, sevinçle coşun! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür. Sizden önce yaşayan peygamberlere de böyle zulmettiler.”
Tuz ve Işık
“Yeryüzünün tuzu sizsiniz. Ama tuz tadını yitirirse, bir daha ona nasıl tuz tadı verilebilir? Artık dışarı atılıp ayak altında çiğnenmekten başka işe yaramaz.
“Dünyanın ışığı sizsiniz. Tepeye kurulan kent gizlenemez. Kimse kandil yakıp tahıl ölçeğinin altına koymaz. Tersine, kandilliğe koyar; evdekilerin hepsine ışık sağlar. Sizin ışığınız insanların önünde öyle parlasın ki, iyi işlerinizi görerek göklerdeki Babanız'ı yüceltsinler!”
Kutsal Yasa
“Kutsal Yasa'yı ya da peygamberlerin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. Size doğrusunu söyleyeyim, yer ve gök ortadan kalkmadan, her şey gerçekleşmeden, Kutsal Yasa'dan ufacık bir harf ya da bir nokta bile yok olmayacak. Bu nedenle, bu buyrukların en küçüğünden birini kim çiğner ve başkalarına öyle öğretirse, Göklerin Egemenliği'nde en küçük sayılacak. Ama bu buyrukları kim yerine getirir ve başkalarına öğretirse, Göklerin Egemenliği'nde büyük sayılacak. Size şunu söyleyeyim: Doğruluğunuz din bilginleriyle Ferisiler'inkini aşmadıkça, Göklerin Egemenliği'ne asla giremezsiniz!”
Öfke ve Cinayet
“Atalarımıza, ‘Adam öldürmeyeceksin. Öldüren yargılanacak’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kardeşine öfkelenen herkes yargılanacaktır. Kim kardeşine aşağılayıcı bir söz söylerse, Yüksek Kurul'da yargılanacaktır. Kim kardeşine ahmak derse, cehennem ateşini hak edecektir. Bu yüzden, sunakta adak sunarken kardeşinin sana karşı bir şikâyeti olduğunu anımsarsan, adağını orada, sunağın önünde bırak, git önce kardeşinle barış; sonra gelip adağını sun. Senden davacı olanla daha yoldayken çabucak anlaş. Yoksa o seni yargıca, yargıç da gardiyana teslim edebilir; sonunda da hapse atılabilirsin. Sana doğrusunu söyleyeyim, borcunun son kuruşunu ödemeden oradan asla çıkamazsın.”
Zina ve Boşanma
‘Zina etmeyeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, bir kadına şehvetle bakan her adam, yüreğinde o kadınla zina etmiş olur. Eğer sağ gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme atılmasından iyidir. Eğer sağ elin günah işlemene neden olursa, onu kes at. Çünkü vücudunun bir üyesinin yok olması, bütün vücudunun cehenneme gitmesinden iyidir.
‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ denmiştir. Ama ben size diyorum ki, karısını fuhuş dışında bir nedenle boşayan onu zinaya itmiş olur. Boşanmış bir kadınla evlenen de zina etmiş olur.”
Ant İçmek
“Yine atalarımıza, ‘Yalan yere ant içmeyeceksin, ama Rab'bin önünde içtiğin antları yerine getireceksin’ dendiğini duydunuz. Oysa ben size diyorum ki, hiç ant içmeyin: Ne gök üzerine, çünkü orası Tanrı'nın tahtıdır; ne yer üzerine, çünkü orası O'nun ayak taburesidir; ne de Yeruşalim üzerine, çünkü orası Büyük Kral'ın kentidir. Başınızın üzerine de ant içmeyin. Çünkü saçınızın tek telini ak ya da kara edemezsiniz. ‘Evet’iniz evet, ‘hayır’ınız hayır olsun. Bundan fazlası Şeytan'dandır.
Göze Göz, Dişe Diş
‘Göze göz, dişe diş’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanağınızı da çevirin. Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyene verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin.”
Düşmanlarınızı Sevin
‘Komşunu seveceksin, düşmanından nefret edeceksin’ dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Babanız'ın oğulları olasınız. Çünkü O, güneşini hem kötülerin hem iyilerin üzerine doğdurur; yağmurunu hem doğruların hem eğrilerin üzerine yağdırır. Eğer yalnız sizi sevenleri severseniz, ne ödülünüz olur? Vergi görevlileri de öyle yapmıyor mu? Yalnız kardeşlerinize selam verirseniz, fazladan ne yapmış olursunuz? Putperestler de öyle yapmıyor mu? Bu nedenle, göksel Babanız yetkin olduğu gibi, siz de yetkin olun.”
submitted by tapinaksovalyesi to KGBTR [link] [comments]


2020.03.28 11:20 Taraftarium24hd The Cleaning Lady - Temizlikçi 2019 Filmi Türkçe Dublaj izle

The Cleaning Lady - Temizlikçi 2019 Filmi Türkçe Dublaj izle
Temizlikçi

https://preview.redd.it/0eqhpbub3ep41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=f4785ab6c4c61654f88e092ee49e398e7ccdcc88
Temizlikçi Filmi ne zaman vizyona girecek vizyon tarihi : 10 Mayıs 2019
Temizlikçi Filmi Yönetmeni : Jon Knautz
Temizlikçi Filmi Oyuncu Kadrosu Oyuncuları : Alexis Kendra, Stelio Savante, Rachel Alig
Temizlikçi Filmi Konusu : Tıkanmış bir gideri onarmak için eve gelen bir temizlik görevlisi ile ev sahibinin sıra dışı bir arkadaşlık kuran kadının yaşadıklarını vizyona taşıyor. Alice, ilişkisi olduğu evli sevgilisiyle olan birlikteliğini bitirmeyi düşünmektedir. Sevgiye bağımlı bir kadın olan Alice için bu süreci pek de kolay atlatamamaktadır. Temizlik yapmak için evine gelen Shelly adındaki temizlikçi kadınla arkadaşlık yapmaya başlar. Yüzündeki yara izleri nedeniyle çekingen olan ve bu yüzden fazla insan içine çıkmayı sevmeyen Shelly’ye yardımcı olmak isteyen Alice, gün geçtikçe onunla daha samimi bir ilişki kurmaya başladıkça, Shelly ile olan dostluğundan dolayı gayet mutlu olan Alice, zamanla geçtikçe yeni arkadaşı ile ilgili dehşet verici gerçekleride öğrenecektir. Yönetmenliğini Jon Knautz'un yaptığı filmin oyuncuları ise, Alexis Kendra, Stelio Savante, Rachel Alig gibi isimlerden oluşuyor.
Filmi Tek Parça İzle: The Cleaning Lady – Temizlikçi Filmi Türkçe Dublaj izle
Temizlikçi 2019 Filmi izle, Temizlikçi Tek parça izle, Temizlikçi Full hd izle, Temizlikçi Türkçe Dublaj izle, Temizlikçi Türkçe Altyazılı izle, Temizlikçi Filmi konusu, Temizlikçi Filmi oyuncuları, Temizlikçi Filmi Yönetmeni, The Cleaning Lady 2019 Filmi izle, The Cleaning Lady Tek parça izle, The Cleaning Lady Full hd izle, The Cleaning Lady Türkçe Dublaj izle, The Cleaning Lady Türkçe Altyazılı izle, The Cleaning Lady Filmi konusu, The Cleaning Lady Filmi oyuncuları, The Cleaning Lady Filmi Yönetmeni,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.03.27 08:32 Taraftarium24hd I Still Believe 2020 - Aşka İnanıyorum Filmi Full HD izle

I Still Believe 2020 - Aşka İnanıyorum Filmi Full HD izle
Aşka İnanıyorum izle Aşka İnanıyorum Filmi 2020 Full HD Tek Parça izle
Aşka İnanıyorum izle, Aşka İnanıyorum Filmi 2020 Konusu, Yönetmeni hakkında tüm bilgileri Aşka İnanıyorum Fragmanı Full hd tek parça izle

https://preview.redd.it/a18zzkka46p41.jpg?width=300&format=pjpg&auto=webp&s=bfb295ffaef92954757cc824f9b90f68cc123123
Filmin Yönetmeni: Andrew Erwin, Jon Erwin
Filmin Oyuncuları: K.J.Apa, Britt Robertson, Melissa Roxburgh
Filmin Türü: Dram, Biyografik, Müzik
Filmin Vizyon Tarihi : 27 Mart 2020
Filmin Süresi : ----
Aşka İnanıyorum Filmi Konusu, Yönetmeni, Oyuncuları
Aşka İnanıyorum Full hd Altyazılı Türkçe Dublaj izle
Aşka İnanıyorum Filmi konusu: Filmin orijinal adı I Still Believe olan yapım, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmış, genç ve başarılı müzik yıldızı Jeremy Camp'in gerçek yaşam öyküsünü anlatıyor. Filmde Jeremy Camp'e, K.J. Apa canlandırıyor. Başarılarıyla adından söz ettirmeye başlayan bir şarkıcı olan Jeremy Camp, henüz çok genç yaşta başarı merdivenlerini hızla tırmanmaktadır. Hayatımın aşkı dediği kadın ile mutlu bir ilişkisi vardır ve bu birlikteliği evlilikle sonuçlandırmak istemektedir. Ailesinin karşı çıkmasına rağmen, sevdiği kadınla evlenir ve bu birliktelikten bir de çocuğu olan Camp, hayatında büyük kırılmalara karşı kararlı bir mücadeleye girmeye hazırdır. Yönetmen koltuğunda Andrew Erwin ve Jon Erwin’in birlikte otururken, filmi senaryosunu Jon Erwin ve Jon Gunn yazmış.
Aşka İnanıyorum Tek Parça 1080p 720p izle
Müzik hayatında çok parlak bir kariyere genç yaşta ulaşan bir müzik yıldızı olan Jeremy Camp, aşık olduğu kadınla hayatını birleştirmeye karar verir. Müzik kariyerinde ve aşk hayatında istikrarlı ve mutlu adımlar atan başarılı şarkıcı, evlendikten sonra yaşayacağı bir dizi olayla sarsılır. Yaşadıkları tüm zorluklara rağmen, güçlü ve kararlı karakteri sayesinde zorlukları alt ederek, kötü günleri geride bırakmaya kararlıdır. Aşka İnanıyorum, Mart 2020'de vizyona girecek.
Film İzle LİNK: I Still Believe - Aşka İnanıyorum Filmi Full hd izle
Aşka İnanıyorum Filmi, Aşka İnanıyorum 2020 Filmi izle, Aşka İnanıyorum Tek parça izle, Aşka İnanıyorum Full hd izle, Aşka İnanıyorum Filmi konusu, Aşka İnanıyorum Filmi oyuncuları, Aşka İnanıyorum Filmi Yönetmeni, I Still Believe Filmi, I Still Believe 2020 Filmi izle, I Still Believe Tek parça izle, I Still Believe Full hd izle, I Still Believe Filmi konusu, I Still Believe Filmi oyuncuları, I Still Believe Filmi Yönetmeni,
submitted by Taraftarium24hd to u/Taraftarium24hd [link] [comments]


2020.03.16 13:18 fgmer Yeryüzündeki en ihtişamlı varlık erkeklerdir.

Yeryüzündeki en ihtişamlı varlık erkeklerdir. Kadınların eşdeğeri ise dişi maymundur. Kadınların bu dünyada çocuk doğurmak ve onu büyütmekten başka hiçbir işleri yoktur. He bir de mutfak robotu olarak kullanılırlar. Erkekler kadınlar olmadan da yaşayabilir ama kadınlar erkekler olmadan yaşayamaz. Genetik, biyolojik, fiziksel, zekasal ve güç olarak erkekler kadınlardan yine üstündür. Dünyadaki tüm önemli buluşlar erkekler tarafından yapılmıştır. Dünyanın devrini değiştiren tüm olaylar yine erkeklerin eseridir. Savaşları erkekler çıkarmış, erkekler bitirmiştir. Kadınlar ise savaşta köle olarak kullanılmıştır. Kadın peygamber bile yoktur. Kuranı kerimde kadınlara en ufak ödül bile yoktur. Erkeklere ise bir sürü huri verilir. Kocasına itaat etmeyen kadının dövülmesi de emredilir. Askerlerin yüzde %95'i, polislerin %90'ı yine erkeklerdir. 14 bakan vardır sadece 1 tanesi kadındır o da feminist kezbanlar ses çıkarmasın diyedir. Tarih boyunca hiçbir zaman Arap veya Türk bir kadın cumhurbaşkanı olmamıştır. Bir erkek 3 kadınla rahatlıkla baş edebilirken 3 kadın bir erkeği alt edemez. Dünyadaki en ucube erkek bile kadınların en iyisinden kat ve kat üstündür. Erkek makyaja ihtiyaç duymaz. Sabah kalkar saçını tarar üstünü giyer ve dışarı çıkar. Türk kızlarının ise %95'i çirkindir. 2 kilo makyaj, estetik, 1 kilo parfüm,topuklu ayakkabı, ve orasını burasını açarak dekolte ile erkeklerin dikkatini çekmeye çalışırlar. Hiç bir yerde erkek seks kölesi yoktur. Kadınların para karşılığı en rezil işte çalıştırıldığı genelevler vardır. Erkek eskort yoktur, kadın eskort vardır. Kadınlar bedenlerini para karşılığında rahatlıkla satabilirler. Kadınlar bi kavanoz kapağını bile açmaya acizken, erkekler boğa ile güreşecek kadar kuvvetlidir. Hâkim savcı avukat ve doktorların yine %75'i erkeklerdir. Dünyayı yöneten ailelerin başında yine erkekler vardır. Çeviklik hız cesaret dayanıklılık ve azim konusunda yine erkekler ezer geçer. Dünyanın çoğu bölgesinde kadınlar gece tek başına dışarı dahi çıkamazken erkekler istediği zaman dışarı çıkar, istediği zaman eve gelir. Ve hesap da vermez. Hayvanlarda bile erkekler yine üstün varlıktır. Erkek aslandaki kudrete ve ihtişama bakın, bir de dişi aslana bakın. Dişi aslanlar gider avlanır, eti ise önce erkek aslanlar yer. Allah bile kadınlara güvenmediği için saçlarını kapatmalarını, çarşaf giymelerini emretmiştir. Onu da geçtim Allah kadınlara bir kızlık zarı vermiştir, o zar bir kere bozulduğu an artık ikinci el mal durumuna gelmiş oldukları belli olsun diye. Erkeklerin ise böyle bir derdi yoktur. Cinsel ilişki sırasında da kadınlar yine aşağılanır. Erkekler yine kadınları altına alır. Buna daha yüzlerce madde daha eklenir ancak bu kadarı yeterli. Bunca şeye rağmen hâlâ kadın ve erkek eşittir diyen feministler lütfen bir siktirip gitsin. Kadınlar da yerini ve haddini bilsin. Siz vazgeçilmez değilsiniz. Kadın erkek eşittir diyenler, kendilerini kandıran zavallı varlıklardır. Kadınlar yalnızca yunan kanunları gereğince adalet karşısında eşittir. Tarih boyunca erkekler hep üstündür, ve her zaman da öyle kalacaklardır. Üzgünüm kızlar
submitted by fgmer to kopyamakarna [link] [comments]


2020.02.07 01:21 karanotlar Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen

Kadınların Kurtuluşu – 1907 – He Zhen
https://preview.redd.it/g4cvfpitaef41.png?width=209&format=png&auto=webp&s=47dda2517cedc785420ce445f4031990dace3fb4
Çin’deki anarşist fikirlerin izi ilk Taocu filozoflara dek sürülebilir. Yirminci yüzyılın başlarında, anarşist fikirler Çin’de Çinli entelektüeller ve yurtdışındaki öğrenciler arasında yeniden dolaşmaya başladı. He Zhen, 1907’de Sosyalizm Çalışmaları Topluluğu’nu birlikte kurdukları eşi Liu Shipei (1884-1919) ile Tokyo’da yaşayan ilk Çinli anarşist feministti. Birlikte ilk Çince anarşist mecmualardan biri olan Natural Justice’i [Doğal Adalet) yayımladılar Çin toplumunda kadının konumu Çinli anarşistler için önemli bir konu haline geldi. O zamanlar, ayak-bağlama ve cariyelik hâlâ yaygın uygulamalardı. Aşağıdaki pasajlar onun ilk olarak Eylül ve Ekim 1907’de Doğal Adalet’te yayımlanan “Kadınların Kurtuluş Sorunları” adlı makalesinden alınmıştır. Çeviri Oregon Üniversite¬si Tarih Bölümü’nden Hsiao-Pei Yen tarafından yapılmıştır.
SON BİRKAÇ BİN YILDA DÜNYA… sınıf hiyerarşisi tarafından kurulmuş ve erkeklerin egemenliğindeki dünyadır. Dünyayı daha iyi hale getirmek için, erkek egemenlik sistemini saf dışı bırakmamız ve eşitliği uygulamamız gerekiyor, böylece erkekler ve kadınlar dünyayı paylaşacaktır. Tüm bu değişimler kadın kurtuluşu ile başlar. Binlerce yıldır, Çin’in toplumsal yapısı kadını boyun eğen köleler haline gelmeye zorlamıştır. Eski zamanlarda kadına erkeğin mülkü gibi davranıldı. Sefahati engellemek için, erkek, cinsiyetler arasındaki farklılıkları vurgulayan ahlaki öğretileri kurdu. Zaman boyunca, erkek ve kadın arasındaki fark doğal bir yasa olarak görüldü. Kadın kendi özel alanıyla yetindi, ender olarak seyahat edebildi… Kadının sorumluluğu çocukları yetiştirmekle ve hane halkını çekip çevirmekle sınırlandırılagelmiştir.
Çin dini nesillerin atalarının ruhunu taşıdığına inanır, böylece insanlar üremenin ölümsüzlüğe ulaşma yolu olduğunu düşünür. Çin politik sistemi çocuklara mülkiyetmiş gibi davranır, dolayısıyla insanlar üremeyi zenginlik elde etme aracı olarak düşünür. Bu yüzden, erkeğin cinsel zevkini destekleyen hem dini hem de politik sistemle, erkek kadına, insan üremesinin bir aracıymış gibi davrandı. Üstelik, Çinli erkek önemsiz ev işleriyle ilgilenmeye nadiren isteklidir: Bunun yerine, hem bütün fiziksel işleri hem de çocuk bakımını kadınlara yaptırırlar. Çocuk yetiştirmeyi ve hane halkını idare etmeyi kadının müebbet mesleği yapan başka nedenler de vardır. En başta, erkek kadına özel mülkiyeti gibi davranır.
İkinci olarak, modern zamanlar öncesindeki düşük yaşam standartları, tek başına erkek emeğini aileyi beslemek için yeterli kıldı, bu yüzden varlıklı ailelerin kadını çocuk yetiştirmek ve ev işlerini idare etmek dışında nadiren çalıştı. Bu yüzden, kölelik ve aylaklığın bütün kötülükleri kadının etrafında toplanır… Genellikle sadece fakir ailelerdeki kadınlar, yaşamak için kendilerine bel bağlarlar. Tarlalarda çalışırlar; hizmetçi olarak ücretli çalışırlar; en kötüsü, fahişe olurlar. Bu kadınlar, fiziksel olarak daha az sınırlanmış olmalarına rağmen, asla ruhsal kurtuluşa erişemezler. Gerçekte, fiziksel özgürlüğü elde eden kadın aslında en fazla sömürülen, en fazla aşağılanan ve en fazla küçük düşürülen kadındır…
Erkek kadının kurtuluşundan kaçınmak ister, çünkü kurtuluşun kadının karmakarışık davranışlarına neden olacağından korkar. Erkek kadın üzerine ne kadar fazla sınırlama koyarsa, kadının günaha yönelik arzuları o denli güçlü hale gelir. Hırsızlığın yasaklanmış olmasına rağmen, hırsız bir kere bir objenin değerini anladığında çalma arzusunun sadece güçlenmesine benzer şekilde, kadın da, kendini sınırlamamaya yönelik herhangi uygun bir fırsatı kavrayacaktır. Bunun için, özgürlük değil kapatılma ve sınırlandırılma kadının eşini aldatmasına neden olur. Çinli insanlar özgürlüğün kadını karmakarışık yapacağını nasıl söyleyebilir? Gerçek nedeni anlamıyorlar. Kadının özgürlüğüne ne kadar yasak koyarlarsa, kadın ahlakı da o denli dejenere hale gelir. İşte bu nedenle Çinli kadın gelişemiyor… Gerçek özgürlük, bütün sınırlamalardan tam bağımsızlık anlamına gelir. Günümüz Batı evlilik sistemi iktidar, zenginlik, ahlak ve yasa koşulları tarafından sınırlanır. Evliliğin gönüllü olduğunun söylenmesine rağmen, Batıdaki bütün erkekler ve kadınlar sadece sevgi için mi evlenir? Erkekler kadınları sıklıkla zenginlikleri ile baştan çıkarır; varlıklı ailelerden kadınlar da daha fazla talibi çekebilir. Hatta bazı durumlarda, zengin erkek fakir kadını kendisiyle evlenmeye zorlar. Bu, evliliğin zenginlik üzerinden sınırlandırılmasıdır. Bazı durumlarda, erkek kendi ilerlemesinin bir aracı olarak, prestijli geçmişi olan kadınla evlenir; diğer durumlarda, prestijli erkek düşük sosyal statülü kadınla sınıf farklılıklarından dolayı evlenemez. Bu, evliliğin iktidar üzerinden sınırlandırılmasıdır. Basitçe söylemek gerekirse, özgür evlilik yoktur!… Yasa ile yönetilen modern toplumlardaki kadınlar, erkeklerle aynı eğitimi almalarına rağmen, nadir olarak siyaset bilimi ve hukuk okuma şansına sahip olurlar, orduya veya polis akademilerine kaydolma şanslarından bahsetmek bile gereksiz. Bürokrasi ile yönetilen modern devlette kadının erkekle eşit fırsata sahip olduğunun söylenmesine rağmen, kadınlar memur olamazlar. Cinsiyet eşitliği sadece lafta kalır.
Kadının kurtuluşu, kadına gerçek eşitliğin ve özgürlüğün zevkini getirmelidir. Batı sistemi kadına sadece lafta kalan özgürlük ve eşitliği getirir. Sahip olduklarını iddia ettikleri özgürlük gerçek özgürlük değil, sahte özgürlüktür! Eşitlik, sahte eşitliktir! Gerçek özgürlük olmadan, kadın tam gelişmişlikten mahrum kalır; gerçek eşitlik olmadan hiç kimse insan haklarından yararlanamaz. Asyalı kadın, Batı medeniyetinin gelişimine hayranlık duyarak, Batılı kadının kurtulmuş olduğuna ve erkekle tam özgürlüğü ve eşitliği paylaştığına inanıyor. Batılı kadının ayak izlerini takip etmek istiyor. Yazık! Kadın devrimi çağında olduğumuz için kadının sadece sahte özgürlüğe ve sahte eşitliğe sahip olmasını istemiyorum; kadınların gerçek özgürlüğe ve gerçek eşitliğe ulaşacağım şiddetle umut ediyorum! Son yıllarda, insanlar Çin toplumunda kadının kurtuluşunu aramaya başladılar. Kadının kurtuluşu aktif olarak veya pasif olarak başarılabilir. Kurtuluşa aktif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Bu, kadınların kendi kurtuluşları için mücadele etmesi ve onu savunmasıdır. Kadın kurtuluşuna pasif olarak ulaşmanın anlamı nedir? Kurtuluşun kadına erkek tarafından bahşedilmesidir. Bugün Çinli kadının kurtuluşu genel olarak pasif yoldan teşvik ediliyor. Kadın kurtuluş hareketinin savunucularının çoğu erkek olduğunda, kadınlar erkekler kadar kazanç sağlamaz. Geçmişte bütün kalbiyle kadının kapatılmasını ve sınırlandırılmasını destekleyen erkek, neden son yıllarda kadın kurtuluşunu ve cinsiyet eşitliğini destekliyorlar? Bunun için üç açıklama vardır. İlki, Çin erkeğinin çıplak iktidara tapınmasıdır. Çin’in, Avrupa, Amerika ve Japonya gibi dünyayı medenileştiren başlıca güçlerin sistemini izlemesi gerektiğine inanıyorlar. Eğer Çinli erkekler, karıları ve kız çocukları için ayak-bağlama uygulamasını yasaklayarak onları okula gönderseler ve onları eğitseler, Çin’in medeni olduğu düşünülecek. Çinli erkekler ve aileleri, uygarlık ününün zevkini çıkaracaklar. “Medeni” erkekler kendi “medeni” kanlan ve kız çocuklarıyla kamusal alana çıktıklarında, başarıları için alkışlanacaklar. Bu erkekler kadın kurtuluşunu kadınların hatırı için mi teşvik ediyorlar? Kadınları sadece kendi ünlerine ulaşmak için kullanıyorlar. Onların bencil kaygıları, kadınlara kendi özel mülkiyetleri olarak davrandıklarını kanıtlar. Eğer kadın gelişiminin onların şöhreti üzerine etkisi olmasaydı, kadın kurtuluşu ile bu denli ilgili olmayacaklardı. Çinli erkeğin kadını özelleştirmesi, kendisini ilk kez eski geleneksel toplumda kadınları sınırlama çabalarında göstermişti; artık kendisini Batı modeli üzerinde kadın özgürlüğü için verilen destekte gösteriyor. İkinci olarak, Çinli erkeğin kadın özgürlüğünü teşvik etmesi, Çin’in ekonomik durgunluğuyla alakası var. Orta-sınıf aileler kadın üyelerini beslemekte zorluk çekiyor.
Erkekler kadının sınırlandırılmasından bir şey elde etmediklerinin, hatta bu sınırlandırmanın ekonomilerini enkaza çevirdiğinin farkındalar. Bunun için kadın bağımsızlığını savunuyorlar ve kadının erkeğe ekonomik bağımlılığının onların en büyük düşmanı olduğunu görüyorlar. Çinli erkekler kız çocuklarını kız okullarına girmeleri için cesaretlendiriyor. Daha az varlıklı ailelerden kadınlar nakış, örgü, dikiş ve aşçılık gibi el sanatları öğreniyorlar. Şanslı olanlar öğretmen okullarına giriyor. Daha gelişkin kadınlar, düzenli müfredat dışında eczacılık ve fen gibi profesyonel eğitim alıyorlar. Erkekler kadınların eğitimini onların iyiliği için değil, kendi iyilikleri için teşvik ediyorlar. Mezuniyetlerinden sonra kadınlar öğretmen veya becerikli işçiler olarak kendi yaşam gereksinimlerini karşılayabilirler. Hem de ailelerine bakmaya mecbur kalırlar. Kızlarıyla birlikte ailenin mesuliyetini paylaşırlar, hatta eve en fazla ekmek getiren olurlar, erkekler daha fazla boş zamanın zevkini çıkarır veya paralarını metreslerine ya da fahişelere harcayabilirler. Erkekler herhangi bir sınır olmadan zevk sürmeye devam ederlerken, kızları çetin yaşam koşullarının ıssızlığında acı çekerler. Erkek, kadının bağımsızlığını kendi çıkarları yüzünden savunur, işte bu, Çinli erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesinin ikinci nedenidir.
Üçüncü neden, Çinli erkeğin ailesine değer vermesi ve çocuklarından büyük beklentileri olmasıdır. Ancak, kendi başına ev işlerini yönetme ve çocukları yetiştirme göreviyle başa çıkmak için yeterli ve uygun değildir. Kadının sorumluluk almasını isterler. Bu yüzden, ev ekonomisi Çin’deki kız okullarının en popüler konusu haline gelmiştir. Çin’de yeni kurulan parti (Devrimci Güç Birliği) bile, ev içi eğitimin tüm eğitimlerin temeli olduğunu iddia eder. Bu şu anlama gelir; medeni bir kadın ev işlerini geri kalmış bir kadından daha iyi halledebilir; medeni bir kadın çocuklarını geri kalmış bir kadından daha iyi eğitebilir. Aslında, aile erkeğe aittir, bu yüzden aileyle ilgilenmek erkeğe hizmet etmek gibidir; çocuklar da erkeğe aittir, çünkü annelerinin yerine babalarının soyadını alırlar. İşte bu nedenledir ki, erkek kadını kendi amaçları için kullanmak ister. Sonuç olarak, üstteki üç neden erkeğin kadın kurtuluşundan bencilce yarar sağladığını gösterir. Kadının bağımsızlığını elde etmesine ve onun medenileşmesine yardım ettiğini iddia eder; fakat, kadınlara kurtuluş umudu verirken aslında onları sıkıntılar içine sokar. Geleneksel toplumda, erkek kadından daha üst statüye sahipti, fakat kadın daha fazla boş zamandan ve fiziksel özgürlükten yararlanırdı; günümüz toplumunda, erkek hâlâ kadından daha üst seviyede, fakat bu kez kadın erkeğin işlerini paylaşıyor ve erkek de kadınların zevklerinden yararlanıyor. Kadınlar erkek tarafından kullanılmaktan neden mutlu olsun ki? Aptal kadınlar, kadın kurtuluşunu başlattıkları için erkekleri yere göğe sığdıramıyorlar. Bu kadınlar, Mançu meşrutiyetçilerini yere göğe sığdıramayanlarla tam da aynı şeyi yaptıklarının farkında değiller. Mançu bir anayasa tasarlamıştı, fakat halka politik güç vermeye istekli değildi. Aynı şekilde, erkeğin kadın kurtuluşunu teşvik etmesi de, kadınların gerçek gücü erkeklerin ellerinden alacakları anlamına gelmez. Her işi erkeklerin yapması gerektiğini söylemiyorum, veya kadın haklarının genişletilmemesi gerektiğini ve kadınların görevlerini isteklice yerine getirmeleri gerektiğini öne sürmüyorum. İleri sürdüğüm şey, kadın hakları hareketinin erkek tarafından bahşedilmesi değil, kadın tarafından kazanılması gerektiğidir. Eğer kadın erkekten emir alırsa, zaten özgürlüklerini kaybetmiş demektir; eğer kadın haklarını erkekten alırsa, zaten erkeğe bağımlı olmuş demektir. Kadın kurtuluşu erkeğin yetkisinde olduğunda, erkek kadından yararlanır ve nihayetinde kadını kendi tahakkümüne maruz bırakır. Bu nedenle, kadının kendi kurtuluş yolunu, bu yolu erkeğin ona vermesine bel bağlamadan araması gerektiğini savunuyorum. Bugün Çinli kadınların tümü kendi kurtuluşlarına yönelik cevabi erkeklerde arıyorlar. Pasif bir rol almak istiyorlar, çünkü özbilinçten yoksunlar. Özbilinç olmadan, kadın erkek tarafından manipüle edilir, ama hâlâ erkeği onurlandırır. Bu kadınlar en utanmaz kadınlar değiller midir? Kadının pasif kurtuluşunun sakıncalarından bahsettim. Şüphesiz ki, özgürlük ve eşitlik için can atan ve gelenekler tarafından sınırlandırılmak istemeyen bazı Çinli kadınlar vardır. Kurtuluşun tesisi kendi iradelerince yönlendiriliyor görünüyor. Fakat, onların gerçek motivasyonunu keşfetmemiz gerekli. Gerçekte istedikleri şey, özgürlük ve eşitlik adına başıboş cinsel arzuların zevkine varmaktır. Kurtuluşu, neredeyse, cinsel arzuları serbest bırakmanın yolu olarak yorumluyorlar. Sadece, kadın toplumu dönüştürecek gücü elde edecek kadar geliştiği takdirde gerçek kurtuluşa erişilebileceğini anlamıyorlar. Kadın sadece aşkla ve seksle ilgilenirse, insanlığı kurtarma ruhu ölçüsüz arzularla yer değiştirecek ve böylece görev tamamlanamayacaktır. Bu, kadının saplantısı özgür aşkın kovalanmasından kaynaklanıyorsa mazur görülebilir. Ancak çok az Çinli kadın bu kategoriye girmektedir. Sadece bazıları bu dayanılmaz isteklere direnemez ve herhangi bir erkekle flört eder; bazıları baştan çıkartılır ve yıkılmış hale gelir. Bazısı vücutlarını para için satar; ya fahişelikle ya da zengin erkeklerle kırıtarak flört ederek para kazanırlar. Birinin para uğruna bu denli gözden düşmesi en onur kırıcı davranıştır. Böylesi bir davranışı bir özgürlük eylemi olarak adlandırabilir miyiz? Ayrıca, “kurtuluş” kelimesi aslen kölelikten özgürleşme anlamına geldiği için, fahişeler ve kurtulmuş kadın arasında nasıl bağlantı kurabiliriz? Bu kadınlar, kurtuluşu cinsel düşkünlük ile karıştırıyor, bu yüzden, bu kadınların zaten en bayağı fahişeler haline geldiklerinin farkına varmaları zordur. Bugün beyaz kadın, cinsiyet eşitsizliğinin sakıncalarını anlıyor ve cinsiyet eşitsizliğinin kökeni olarak eşitsiz güç dağılımını gösteriyor. Kadının oy hakkı için mücadele eden örgütlenmeleri oluşturuyor… Kadınların çoğunluğu hâlihazırda hem hükümet hem de erkek tarafından eziliyor. Seçim sistemi, üçüncü bir yönetici grubun, elit kadınların, takdim edilmesiyle baskısını artırıyor. Baskı aynı kalsa bile, kadınların azınlığı hâlâ kadınların çoğunluğunun irade zayıflığından yararlanıyor…
İktidardaki birkaç kadın iktidarsız kadınların çoğunluğuna hükmettiğinde, eşitsiz sınıf farklılıktan kadınlar arasında vücut bulur. Şayet kadınların çoğunluğu erkekler tarafından kontrol edilmek istemiyorsa, neden kadınlar tarafından kontrol edilmek istesinler ki? Bu yüzden, erkeklerle iktidar için mücadele etmek yerine, kadınlar erkeklerin kanunlarını yıkmaya çabalamalıdır. Erkek bir kez ayrıcalıklarından soyunduğunda kadınla eşit olacaktır. İtaatkâr kadın ve itaatkâr erkek olmayacaktır. Bu, kadınların kurtuluşudur, bu, radikal bir reformdur. Neden var olan parlamenter sistemle ve nihai hedef olarak oy hakkı hareketleriyle hoşnut olalım? Sadece, kadınlar, hareketlerini hükümete girmekten hükümetin kökünü kazımaya dönüştürdüğünde hoşnut olabiliriz!
He Zhen (Doğal Adalet, Cilt. 7-10, Eylül – Ekim 1907)
Çeviri: Nil Erdoğan, Mustafa Erata Bu yazı Robert Graham’ın ANARŞİZM: Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi isimli kitabından alınmıştır.
http://anarsizm.org/kadinlarin-kurtulusu-1907-he-zhen/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2019.12.21 21:41 rsahiner 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR

7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR

DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR izle. Bilgini test et. Hz. İsmail (a.s.) kıssası konusundaki bilginizi test edebileceğiniz eğlenceli bir online video daha. Öğrencilerin ilgisini çekebilecek ve tekrar etmelerini sağlayacak güzel bir dini animasyon . 7. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR ile bilgilerini ve BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) konusunu tekrar et ve eğlen.
https://buffer-media-uploads.s3.amazonaws.com/5ab287d3d0fb44200cdf8e96/5dfc9073c85ecd6c684df753/output/867f471ad0a5a8f4446edc64490456a7.original.mp4
Yukarıdaki videoyu buradan indirebilirsiniz.
https://buffer-media-uploads.s3.amazonaws.com/5ab287d3d0fb44200cdf8e96/5dfcbdf8ce77ea61a452d246/output/f3696667f5f384a61544049e63a26bb7.original.mp4
Yukarıdaki videoyu buradan indirebilirsiniz.
Arapça bir kelime olmayan İsmâîl’in aslının İşmavil olduğu, İsmâîn şeklinin de bulunduğu (Mevhûb b. Ahmed el-Cevâlîkī, s. 7, 13, 14; Horovitz, s. 91-92; Jeffery, s. 63-64), Süryânîce olup “Allah’a itaatkâr” anlamına geldiği nakledilmekle birlikte (Tâcü’l-ʿarûs, “İsmâʿîl” md.; Fîrûzâbâdî, VI, 39) kelimenin aslı İbrânîce Yişmâ’êl’dir ve “Tanrı işitir” mânasındadır. Tevrat’ta Yişmael kelimesi meleğin, “İşte sen gebesin ve bir oğul doğuracaksın ve onun adını İsmâil koyacaksın, çünkü Rab sana olan cefayı işitti” (Tekvîn, 16/11) sözünden hareketle İbrânîce’de “işitmek, bir dilek veya isteği kabul etmek” anlamına gelen şâma fiiline bağlanmaktadır. Bu fiil, Hâcer’e yapılan cefanın Rab tarafından duyulması (Tekvîn, 16/11) veya İbrâhim’in, oğlu İsmâil’le ilgili temennisinin (Tekvîn, 17/20), ayrıca çölde çocuğun susuzluktan ağlamasının Allah tarafından işitilmesi olaylarıyla da bağlantılı kılınmaktadır (Tekvîn, 21/17). Kelime Kitâb-ı Mukaddes’in eski nüshalarında Hismael, Ismahel, Hismahel ve Smahel şekillerinde de yazılmıştır (DB, III/1, s. 991).
Tevrat’a göre İsmâil, Hz. İbrâhim’in Hâcer’den ilk ve tek çocuğudur (Tekvîn, 16/1-16). Çocuğu olmayan Sâre câriyesi Hâcer’i eşine vermiş ve İbrâhim seksen altı yaşında iken ilk çocuğu İsmâil doğmuştur. Uzun müddet zürriyetsiz kalma endişesi taşıyan İbrâhim, İsmâil’i Allah’ın kendisine vaad ettiği mirasçısı olarak görmüştür. Ancak Sâre’nin de bir oğul doğuracağı müjdelendiğinde İbrâhim, ilk oğlu İsmâil’in Tanrı katında itibarının düşeceği kaygısına kapılıp, “Keşke İsmâil senin önünde yaşayabilse” demiş ve Allah, İsmâil’i mübarek kıldığını, neslini çoğaltacağını, İsmâil’in on iki beyin babası olacağını ve ondan büyük bir millet meydana geleceğini müjdelemiş, ancak ahdini İshak’la sabit kılacağını da bildirmiştir (Tekvîn, 17/9-21).
İsmâil on üç yaşına vardığında sünnet emri gelir ve sünnet edilir; on dört yaşında iken İshak doğar. İshak’ın sütten kesilmesi münasebetiyle düzenlenen ziyafetten sonra Sâre’nin arzusu ve Allah’ın emri üzerine oğlu ile birlikte evden uzaklaştırılan Hâcer önce Beerşeba, ardından Paran (Fârân) çölüne gider. Bundan sonra Paran çölünde yaşayan İsmâil’i annesi Mısır diyarından bir kadınla evlendirir (Tekvîn, 21/8-21; ayrıca bk. HÂCER). İsmâil’in on iki oğlu, bir de kızı olur (isimleri için bk. Tekvîn, 25/12-16; I. Tarihler, I, 29-31). Hz İbrâhim’in vefatı üzerine Filistin’e gelen İsmâil kardeşi İshak ile birlikte babasını defneder. On iki oğlu on iki kabilenin beyi olur (Tekvîn, 25/9-10, 16-17).
Tevrat’ta İsmâil’in sayılamayacak kadar çok zürriyetinin olacağı, semereli kılınacağı, ziyadesiyle çoğaltılacağı, on iki beyin babası olacağı, Tanrı’nın onu mübarek kıldığı ve büyük millet edeceği belirtilmekte (Tekvîn, 16/10; 17/20; 21/18); diğer taraftan “insanlar arasında yabani adam olacağı, onun eli herkese karşı, herkesin eli de ona karşı olmak üzere bütün kardeşlerinin şarkında oturacağı” bildirilmektedir (Tekvîn, 16/12). Tevrat’a göre Hz. İsmâil’in zürriyeti Havila, Mısır ve Fırat arasındaki Kuzey Arabistan çölünde ikamet ediyordu (Tekvîn, 25/18), İsmâil gibi (Tekvîn, 21/20) onlar da okçulukta şöhret bulmuşlardır (İşaya, 21/17).
Yahudi dinî literatüründe İsmâil ve soyuna dair bazı olumsuz nitelemeler de yer almaktadır. Kendisi yahudilerin düşmanlarıyla bir tutulur (Firestone, Journeys in Holy Lands, s. 39); babası tarafından çok sevildiği, ancak kötü biri olduğu söylenir. İshak’ın kurban edilmeye götürülüşünde Hz. İbrâhim’e refakat eden iki köleden biri olarak da takdim edilmektedir. İsmâil, Moriah tepesinin eteğinde Eliezer’le birlikte arkada kalmış ve dağı kaplayan ilâhî bulutu görememiştir (EJd., IX, 80-81).
Kur’ân-ı Kerîm’de on iki yerde adı geçen İsmâil çeşitli nitelikleriyle zikredilmektedir. Annesi Hâcer hakkında Kur’an’da bilgi yoktur. İsmâil, babası İbrâhim’in yaşlılık döneminde ve bir duası neticesinde dünyaya gelmiş (İbrâhîm 14/39; es-Sâffât 37/100-101), çok küçükken babası tarafından Beytülharâm’ın bulunduğu yere bırakılmıştır (İbrâhîm 14/37). Adı açıkça zikredilmemekle birlikte belli bir yaşa gelince kurban edilmek istenenin İsmâil olduğu anlaşılmaktadır (es-Sâffât 37/102-105). Daha sonra babası ile beraber hem beytin temellerini yükseltmiş (el-Bakara 2/127) hem de bu kutsal mekânı temiz tutmakla görevlendirilmiş (el-Bakara 2/125), peygamber olarak seçilmiş, diğer peygamberler gibi ona da vahiy gelmiştir (el-Bakara 2/136; Âl-i İmrân 3/84; en-Nisâ 4/163). Kur’an İbrâhim, İshak ve Esbât gibi İsmâil’in de yahudi veya hıristiyan olduğu yolundaki Ehl-i kitap inancını reddeder (el-Bakara 2/140). Elyesa‘, Zülkifl, İdrîs, Yûnus ve Lût gibi peygamberlerle birlikte zikredilen İsmâil hidayete erdirilen ve âlemlere üstün kılınanlardan (el-En‘âm 6/86), Allah’ın rahmetine kabul edilen iyilerden ve sabredenlerden biri olarak gösterilir (el-Enbiyâ 21/85-86; Sâd 38/48). İsmâil sözünde duran, halkına namaz kılmayı, zekât vermeyi emreden, rabbinin hoşnutluğunu kazanmış bir resul ve nebîdir (Meryem 19/54-55). Kur’ân-ı Kerîm’de İsmâil’in Mekke’ye gelişi isim verilmeksizin belirtilmektedir. İbrâhim’in bir duasında çocuklarından birini kutsal evin (Kâbe) bulunduğu Mekke’ye getirdiği ifade edilir (İbrâhîm 14/37). Diğer bir âyette (el-Bakara 2/125, 127) Kâbe’nin inşasında İbrâhim ile oğlu İsmâil’in birlikte çalıştıkları bildirildiğine göre İbrâhim’in Mekke’ye getirdiği oğlu İsmâil olmalıdır. Kâbe’nin inşası esnasında Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil şöyle dua etmişlerdir: “Ey rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et” (el-Bakara 2/128).
Batılı araştırmacılar, Mekkî sûrelerde İbrâhim ile oğlu İsmâil arasında doğrudan bir bağ kurulmadığını, bazı Mekkî âyetlerde (el-En‘âm 6/84; Hûd 11/71; Meryem 19/49; el-Enbiyâ 21/72; el-Ankebût 29/27) İbrâhim’e İshak’ın ve Ya‘kūb’un bağışlandığı belirtilirken İsmâil’in zikredilmediğini (EI2 [Fr.], IV, 192), İbrâhim ile İsmâil’in sadece Medenî sûrelerde ve Kâbe’nin inşası ile hac ibadeti çerçevesinde bir arada anıldığını belirtmekte ve bu noktadan hareketle Hz. Peygamber’in İbrâhim ile İsmâil arasındaki aile bağını iyi bilmediğini ileri sürmektedirler. Bu iddia, Kur’an’ın vahiy eseri olmayıp Resûl-i Ekrem tarafından düzenlendiği şeklindeki ön yargıya dayandığı gibi bilgi bakımından da doğru değildir. Zira kabile geleneğine bağlı ve asabiyetin ön planda olduğu bir toplumda, üstelik yahudi ve hıristiyanlarla birlikte Mekke müşriklerinin de ata kabul ettikleri Hz. İbrâhim’in aile bağlarını, özellikle onun kendi ataları olan İsmâil’in babası olduğunu bilmemeleri mümkün değildir. Öte yandan Mekkî sûrelerde İsmâil’den ve onun İbrâhim’le ilişkisinden söz edilmediği iddiası da yanlıştır. Nitekim üçüncü Mekke dönemine ait olduğu kabul edilen İbrâhîm sûresinde Hz. İbrâhim yaşlılığında İsmâil ve İshak’ı lutfeden Allah’a hamdetmektedir (İbrâhîm 14/39). İkinci Mekke dönemine ait Sâffât sûresinde ise İshak’ın müjdelendiği âyetlerden (37/112-113) önce İbrâhim’in bir çocuğundan bahsedilmekte olup (37/100-107) bunun İsmâil olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü İbrâhim’in İshak’tan önceki yegâne çocuğu İsmâil’dir. İbrâhîm sûresinin 39. âyetinin Medine döneminde indiği, Medenî olan Bakara sûresinin 125 ve 127. âyetlerindeki İsmâil kelimesinin de sonradan eklendiği iddiası ise (a.g.e., IV, 192) hiçbir ilmî temele dayanmamaktadır.
Yukarıdaki bilgiler https://islamansiklopedisi.org.tismail--peygamber adresinden alınmıştır.
  1. SINIF 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN BİR PEYGAMBER TANIYORUM: HZ. İSMAİL (A.S.) ÖRNEK VİDEOLAR,resulsahiner.com Resul ŞAHİNER dini oyunlar,islami oyunlar,dini yarışmalar,islami yarışmalar,islami yarışma soruları,kuran yarışması,ücretsiz dini oyunlar,ücretsiz islami oyunlar,hz ismail hayatı, hz ibrahim, ismail peygamber, hz ibrahim hayatı, hz ibrahim kıssası, ibrahim peygamber, ismail as, hz ishak hayatı, hz ibrahim hayatı kısaca, ibrahim peygamberin hayatı, hz ismail kıssası, hz ibrahim kurban, ibrahim aleyhisselam, hz ismail hayatı kısaca, ishak peygamber, hz hacer, hz ibrahimin babasi hz ishak kıssası, hz hud hayatı kısaca, hz ishak hayatı kısaca, hz ibrahim kitabı, oğlunu kurban eden peygamber, hz ibrahim oğlunu kesmesi,
  2. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ 2. ÜNİTE HAC VE KURBAN İLE İLGİLİ DİĞER ETKİNLİKLER:
http://resulsahiner.com/7-sinif-2-unite-hac-ve-kurban-hac-ve-umre-arasindaki-farklari-bulalim-eslestirme-etkinligi/
📷 Etkinliklerden Anında Haberdar olmak İçin Lütfen Buraya Tıklayınız.
DİNİ OYUNLAR
İSLAMİ OYUNLAR
DİNİ YARIŞMALAR
📷
↑ Grab this Headline Animator
Yeni etkinliklerden anında haberdar olmak için ve daha fazlası için
📷
Facebook sayfamızı beğenebilirsiniz: https://www.facebook.com/resulsahinercom/
Twitter‘dan takip edebilirsiniz: https://twitter.com/resulsahiner
dini oyunlar islami oyunlar dini yarışmalar islami yarışmalar islami yarışma soruları kuran yarışması
submitted by rsahiner to u/rsahiner [link] [comments]


2019.11.19 22:42 fragmanlife Ask Aglatir Dizisi Oyunculari Kadrosu ve Karakterleri

Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri Aşk Ağlatır dizisi çekimleri 23 temmuz salı günü başladı. Ekip ilk bölüm çekimleri için çok heyecanlı. Aşk Ağlatır dizisi eylül ayına yetiştirilecek ve sezona ilk başlayan dizilerden biri olacak. Aşk Ağlatır dizisinin yönetmenliğini ise Gökçen Usta üstlenecek.
Aşk Ağlatır dizisi MF Yapım tarafından Show TV için Japon dizisi Love That Makes You Cry’dan Yelda Erdoğan tarafından uyarlanacak. Aşk Ağlatır adlı dizinin senaryosuna senarist Tayfun Güneyer uyarlarken dizisinin eylül 2019 da Show Tv ekranlarında yayında olmasını bekleniyor.
Aşk Ağlatır dizisi çekimlerş Balıkesir’in çok hoş bir köyünde başladı. Diziyi izleyen bir çok izleyici bu butik köyü çok sevecek. Aşk Ağlatır dizisi nerede çekiliyor? Hangi Köyde detaylar için tıklayınız nerede Çekiliyor?
Aşk Ağlatır dizisinin uyarlandığı Love That Makes You Cry dizisi 2016 da 10 bölüm yayınlanan ama 10 bölümü ile Japonya’da çok konuşulmuş ve sevilmiş bir dizi.
Aşk Ağlatır Dizisi Konusu
Aşk Ağlatır dizisinde köyde dedesinin yanında yaşarken İstanbul’a daha iyi bir yaşam mücadelesi için gelen bir genç ve bu gencin İstanbul’da tanıştığı aynı kaderi paylaşan iki arkadaşı ile İstanbul’da bambaşka hayatlara ve aşklara yelken açması anlatılacak.
Erkek başrol oyuncusu kendinden büyük ve eşinden boşanmak üzere olan bir kadınla evliymiş gibi yaşayacak; kadın oldukça zengin ama mutluluğu eşinde bulamamış; ama eşinden de vazgeçemez ve gece de eşinin yanına döner.
Diğer kadın başrol oyuncusu ise annesi babası ölmüş koruyucu aile tarafından büyütülmüş ve şuanda yaşlı ama zengin bir adam ile evlendirilmek istenen bir kız olacak.
Aşk Ağlatır Dizisi Oyuncuları Deniz Can Aktaş (Yusuf) Deniz Can Aktaş 28 Temmuz 1993 de İzmir’de dünyaya gelen ve piskopat rolleri ile tanınan yakışıklı oyuncudur. 26 yaşında olan Deniz Can Aktaş aslen Kastamonu’nun güzel ilçesi İneboluludur. Piri Reis Üniversitesi Gemi Makineleri ve İşletme Mühendisliği eğitimi alsa da daha sonra konservatuvar ve oyunculuk da okumuştur. 1.83 cm boyu ile oldukça fit görüntüsü olan Deniz Can Aktaş ilk olarak Tatlı Küçük Yalancılar dizisinde rol alsa da Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde hayat verdiği Ronaldo Burak karakteri ile ünlenmeye başlamıştır.
Daha sonra Nerdesin Birader dizisinde yer alan Deniz Can Aktaş 2019 da ise Avlu dizisinde Kudret Karakterinin oğlu Alp olarak yer almış ve Türkiye’de tanına oyunculardan biri haline gelmiştir.
Yusuf 20’li yaşlarda yakışıklı ve zeki bir gençtir. Uşak Ulubeyli olan Yusuf parasını kas gücü gerektiren işler yaparak kazanmış güçlü bir genç. Anne ve babasını bir trafik kazasında kaybeden Yusuf kırılgan ve zarif bir adam olmuş. İnsanlar onu üzdüğü için doğayı ve hayvanları daha çok seviyor. Yusuf için verilen sözde durmak hayatta ki en önemli şeydir; Dedesi Hikmet’ten böyle öğrenmiştir. Aslında yaşama sevincini kaybeden Yusuf Ada’ya aşık olur ve tekrar yaşama sevincini kazanır. Ada onu içine düştüğü karanlıktan çıkarır.
Ada’nın dayısı Bekir tarafından istemediği bir adam ile zorla evlendirilmesine karşı çıkan Yusuf Ada’yı ikna ederek İstanbul’a kaçırmıştır. İstanbul ie Ada ile aralarında sürekli duvarlar örmüştür. Yusuf İstanbul’un çilesine rağmen ümidini kaybetmemiş ve zor günler geçirse de bir gün her şeyi değiştirebileceğini inanan umut dolu bir adamdır.
Hafsanur Sancaktutan (Ada) – Meryem Hafsanur Sancaktutan daha 19 yaşında çok genç bir sinema oyuncusudur. 20 Mart 2000 de dünyaya gelen Hafsanur Sancaktutan balık burcudur ve İstanbul doğumludur. Hafsanur Sancaktutan ilk oyunculuk deneyimini Servet dizisi ile yaşamış ve güzelliği ile çok beğenilmiştir. Hafsanur Sancaktutan son olarak ise Gülperi dizisinde Fidan karakteri ile yer almış ve dizi de artık başrollerde yer alabileceğini ispat etmiştir.
Ada 19 yaşında güzeller güzeli, hayat dolu bir kız. Daha 6 yaşındayken annesini kaybetmiş; zaten babasını hiç tanımamış bile. Dayısı İsmail ve yengesi Üftade büyütmüş Ada’yı. Dayısı yaptığı yarım yamalak iyilikleri her gün yüzünü vurmuş; ama Ada hem tutucu kasabaya hemde dayısı ve yengesine rağmen hayallerinden ve tutkularından vazgeçmemiş. Çalışkan, merhametli, kin tutmayan bir yapısı olan Ada, Yusuf’u içine düştüğü karanlıktan kurtarabilecek kadar da çevresini dönüştürme gücüne sahip bir kız.
Ada taşrada Meryem olarak yaşamış ancak dayısının zorla vermek istediği Mustafa isimli yaşlı bir adamdan kaçarak İstanbul’a gelmiştir. Ada’nın köyde tanıştığı İstanbul’lu Yusuf onu köyden kaçırmış ama İstanbul’da bir birlerini bulmaları biraz zor olmuştur. Ada İstanbul’un tüm zorlukları ile tek başına savaşsa da yaşama sevincini ve inancını kaybetmemiş güzeller güzeli ve akıllı bir kızdır. Vicdanı ile aşkı arasında kalan Ada her şeye rağmen aşkı Yusuf’un peşini bırakmayacak aşkına sahip çıkacaktır. Ada kaderine karşı çıkacak ve aşkının peşinden gidecektir.
Yağızcan Konyalı (Rüzgâr) Yağız Can Konyalı 20 Eylül 1991 Konya doğumludur ve 28 yaşındadır. Mimar Sinan Üniversitesinde Tiyatro eğitimi alan Yağız Can Konyalı 2006 yılında İlk Aşk filminde ilk oyunculuk deneyimini yaşamıştır. Takım: Mahalle Aşkına filmi ile Altın Portakalda jüri özel ödülü alan Yağız Can Konyalı Televizyonda ilk dizi deneyimini ise Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi ile yaşamıştır. Yağız Can Konyalı’nın izleyiciler tarafından tanınması Adı Mutluluk dizisinde hayat verdiği Zeki karakteri ile olmuştur. Yağız Can Konyalı’nın ünlü olduğu ve binlerce hayrana ulaştığı dizi ise Bizim Hikaye dizisinde Rahmet karakteri ile olmuştur.
20’li yaşlarından başında olan Rüzgar yakışıklı, havalı ve zengin bir çocuk. Rüzgar’ın babası Ada’nın çalıştığı bakım evinin sahibi. Dışarıdan bakan Rüzgar için sorumsuz zengin bebesi diyebilir ama özünde iyi niyetli ve yardım sever biri. İstanbul’a okumak için gelmiş ama baba parası yemek zevkli gelmiş. Her şeye rağmen Rüzgar özünü kaybetmemiş ve adaletli olmayı önemseyen biri. Rüzgar’ın en büyük zaafı ise babası.
Deniz Altan (Çiçek Ekmeksiz) Deniz Altan 1994 İstanbul doğumludur ve 25 yaşındadır. Öyle Bir Geçer Zaman ki ile Hayat Şarkısı dizilerinde yer alan Deniz Altan 2018 de Görevimiz Tatil isimli sinema filminde rol almıştır. Sadri Alışık Akademisinde oyunculuk eğitimlerini tamamlamıştır. Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.04.09 00:55 31_kebab_31 NARGİLE KÜLTÜRÜ

NARGİLE KÜLTÜRÜ
1- Nargile sütlü içilmez
2- Nargile varken sigara içilmez
3- Herkes nargileye götürülmez
4- Cebinde para olmayanla nargileye gidilmez
5- Nargileye beraber gidilir beraber kalkılır
6- Nargileye çoğunluktan ayrı gidilmez, nargileden gruptan ayrı kalkılmaz
7- Nargile zırt pırt el değiştirmez
8- Nargilenin yanında alkol içilmez
9- Nargile kafeye muhabbet için gidilir, gösteriş için değildir
10- Nargileyle gazlı içicek içilmez
11- Nargileyle çay, kahve, limonata, soğuk çay veya alkolik olmayan kokteyller içilir
12- Kokteyllerde gösteriş aranmaz, uygun fiyata olmalıdır.
13- Nargile sipsisiz içilmez
14- Nargileyi içerken başkasının sipsisi kullanılmaz
15- Ortamda konuşulan ortamda kalınır. Aynı ortam oluşana kadar bir daha lafı edilmez.
16- Nargileye doymaya gelinmez.
17- Nargileyle beraber yenilecek şeyler ortaya konulur, öne çekilmez, tek başa yenilmez.
18- Nargile içerken başım ağrıdı midem bulandı diye triplere girilmez.
19- Nargile dokunuyorsa gelip içmemezlik değil, gelmemezlik yapılır.
20- Nargile çift elma anasonlusu değil yaban mersini anason ve limonlusu makbuldür.
21- Nargilede egzotiğe kaçılmaz cappuchinolusu cheesecakelisi içilmez.
22- Nargilenin kavunlusu tercih edilmez zora düşmedikçe içilmez.
23- Nargile içmeye gidilicek yerin havalandırması iyi olmalıdır
24- Nargile içmeye gidilicek yerin tütünü kaliteli olmalıdır
25- Nargile masa büyükse masaya küçükse yere konulur.
26- Nargileye çift sayılı arkadaş gruplarıyla gidilir
27- Nargilede sevgililer, evliler, flörtler oynaşmaz, herkes kankadır.
28- Nargile içilen yerde kulak kulağa çift kişilik fısıldaşmalar olmaz. Her şey ortaya söylenir.
29- Gidilen yerde ne kadar tanınıyor olursanız olun garsonu çağırırken reşit yaş ve altındaysanız abi, üstündeyseniz de isim hitap kullanılmadan senli sizli cümleler kurulur.
30- Nargileyi gidilen yeri en çok bilen kişi söyler.
31- Nargilede namuslu insan da yoktur, gavat insan da yoktur.
32- Nargile içilen ortamda patates tabağı soğan halkası ve benzeri gıdalar sipariş edilirse sos kullanılacaksa üstüne değil sos tabağına sıkılır, tabak yoksa istenir.
33- Zırt pırt arkadaşınızın içeceğinden otlanılmaz susadıysan ağzın kuruduysa kendi içeceğini alırsın.
34- Nargile kafeye dışardan su alarak gidilmez.
35- Nargile kafeler çiftleşme değil birleşme yeridir.
36- Nargile yanarsa yakan kişi açar, yakan kişi acemiyse en deneyimlisi açar. Yanan nargile yakan yada söyleyen dışında kimsenin ağzına değmez.
37- Köz söner, soğur ise yeni köz gelene kadar nargile içilmez, közler çıkartılıp beklenir.
38- Nargile elindeyse içeceksin, içmiyorsan vereceksin.
39- Nargile elinde olan kişi konuşur, hikaye ya da konuyla alakalı bir şeyler anlatır.
40- Nargileyi ele alır almaz hızlı hızlı çekilmez, çarpar.
41- Nargile her içildiğinde biraz beklenilir vücudun durumuna bakılır, baş dönüyorsa yanındakine verilir.
42- Başı dönen kişi korkaklık yapmaz kafasını içinde yaşar.
43- Nargile saat yönünün tersinde dönülür.
44- Nargileyi söyleyen kişi açar.
45- Nargile elden alınmaz, rica edilir.
46- Nargilenin istenmesi beklenmez, bokunu çıkartmadan yandakine verilir.
47- Nargileyi yakan kişiye kızılmaz yeni tütün ödetilir.
48- Nargileyi sürekli yakanla nargileye gidilmez
49- Nargileyi elinde tutup içmeyenle nargileye gidilmez.
50- Nargile içip modlara girenle, havasını atanla nargileye gidilmez.
51- Nargile içilen ortamda sosyal medya orospuluğu yapılmaz.
52- Nargile içilirken canlı yayın açılmaz, zırt pırt resim video atılmaz.
53- Nargileyle dakika başı halka yapanla nargile içilmez.
54- Nargile içerken elde telefon olmaz, dilde muhabbet olur.
55- Nargile çiğer patlayana kadar değil aroma genizde hissedilene kadar çekilir.
56- Nargile dumanı burundan verilmez
57- Nargile dumanı yemeğe, içiceğe üflenmez.
58- Erkeğin ağzından çıkan nargile dumanını bir başka erkek çekmez.
59- Kadının ağzından çıkan dumana ne erkek ne kadın yaklaşmaz.
60- Nargile yandakine verilirken sipsi çıkartılır öyle verilir, alan kişi çıkartmaz.
61- NARGİLENİN İÇİNE ÜFLENMEZ
62- Nargile tek çekişte içilir hızlı kısa nefeslerle değil.
63- Nargile içilen ortamda telefondan oyun oynanmaz sosyal medyada gezinilmez.
64- Nargile içilen yerde masadaki herkes arkadaştır, herkes aynı uzunlukta konuşur muhabbet eder.
65- Az konuşanla nargile içilmez
66- Muhabbetten kopuk olan insanla nargile içilmez.
67- Nargile içilen ortamda telefon çalarsa kısa kesilir, ortamın tanıdığı kişiyse çağırılır.
68- Nargile harici her içecek gıda vb ürünleri kişi aldığı kadarını öder.
69- Nargilede borç istenmez parası yetmeyeninkini ortamı bilen kişi tamamlar
70- “Para yetmeme” olayı tekrarlanırsa bir daha o kişi masaya çağırılmaz.
71- Nargileye parası olmayan insan çağırılmaz, otlakçılar sevilmez.
72- Nargile içilen yerde herkes dürüsttür yanlışı olana yanlışın var denir. Darılma üzülme olmaz.
73- Nargile içilen yerde muhabbet edilir, gıybet yapılmaz.
74- Nargile cafede kahve falı bakılmaz.
75- Nargile içilen yerde içecek ağız kurudukça içilir çok içilmez.
76- Erkek erkeğin bardağından içecek içmez. İçeceğin sahibinin izniyle tadına bakılır.
78- Kadının bardağına erkek ağzı erkeğin bardağına kadın ağzı deymez.
79- İçecekler sıcak değilse pipetle içilir içeceğin tadına bakacak varsa bardağın ağzından içer, pipetten içmez.
80- Nargile içerken el yandakinin omzuna koyulabilir, yapışılmaz, avuçlanmaz, omuzdan aşşağı el gitmez.
81- İlle ele telefon ve benzeri elektronik alet alıncak ise herkesin bakabileceği şeylere bakılır, gösterilir.
82- Nargile kafeye elektronik sigara ile gelinmez.
83- Nargile kafede hesap masada ödenir.
84- Hesaba tam para çıkmıyorsa fazla verilir, para üstü beklenmez.
85- Ortada kuruyemiş var ise tane tane tadılır, kuruyemişle doyulmaz.
86- Nargile masasında yavşağa yer olmaz, bir şekilde gelmenin yolunu bulursa küçük küçük hesaplar kitlenilir.
87- Nargile kafede bilgisayar kitap vb eşyaların yeri yoktur.
88- Nargile kafeye öğleden önce gidilmez.
89- Bulunan ortamda istek şarkı yapılmaz.
90- Hareme gider gibi bir erkek kolunda iki üç kadınla beraber gelmez.
91- Nargile içecek kadın bol makyajlı gelmez.
92- Nargile içmeye aşırı formal giyinip gidilmez.
93- Nargile içmeye evden çıkmış gibi pijama tarzı kıyafetlerle gidilmez.
94- Erkekler döşü açık kadınlar dekolteli giyinmez.
95- Nargile içilen yerde baş örtülü, perçemli kadınların işi yoktur.
96- Nargile iki kişi varsa tek, dört kişi varsa iki, altı kişi varsa üç tane söylenilir.
97- Nargileye sekiz kişiden fazla kişi beraber oturmaz.
98- Nargile masasından kalkıp diğer masalar ziyaret edilmez.
99- Nargile masasındakiler ve garson dışında hiçkimse görülmez, dikkat edilmez, incelenmez, muhattap olunmaz.
100- Tek nargileyi dört kişi dönmez adam sayısına göre nargile söylenilir keyfe göre arttırılır. İki kişiye iki nargile söylenmez.
101- Bunların hepsi görgü karakter meselesidir, doğru insanlarla doğru insan olup yapılır. Numarası taklidi olmaz.
submitted by 31_kebab_31 to kopyamakarna [link] [comments]


2019.01.17 20:08 fragmanlife Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Şehirli genç bir kızın yeni gelinlik hallerini konu alan Yeni Gelin'de başrolleri Jessica May ve Tolga Mendi paylaşıyor. Dizide Mustafa Avkıran, Dağhan Külegeç, Sema Keçik, Lale Başar, Renan Bilek, Yonca Şahinbaş, Burçin Bildik, Zeynep Kankonde, Esin Gündoğdu, Murat Kocacık ve daha birçok ünlü oyuncu da yer alıyor. Dizisinin senaryosunu Ersoy Güler yönetmenliğini ise Tülay Kocatürk ve Ersoy Güler üstleniyor.
Jessica May Yeni Gelin/Bella Öztürk/Jessica May “Yeni gelin, sevdalı gelin, saf, masum, biçare gelin...”
Türkiye Büyük Elçisi bir babayla, yüksek sosyete bir annenin İspanya’da dünyaya gelmiş biricik kızıdır. Bilgili ve görgülü olmasının yanı sıra aşırı sevecen, cana yakın ama bir o kadar da sakardır. Hayatının aşkının terkesine atlayıp Çukurova’ya kadar gözü kapalı gelmiştir. Konaktaki şer ittifakı gözünü açacak diye beklenirken onun gözleri, aşktan daha bir kör olmuştur. Ona göre herkes özünde iyi insandır. Şer ittifakının başı Möhteber bile... Onun iyiliği, herkesi iyi etmeye yetecek midir?
Jessica May Kimdir, Kaç Yaşında? Jessica May, 5 Aralık 1993 yılında Paranacity'de doğdu. Kitap okumak ve ata binmeyi seven Jessica, 1.75 boyunda, yeşil gözlü ve yay burcudur.
Biyolojik Bilimler Bölümü'nü kazanan Jessica May, kariyerine model olarak devam etmek için eğitim hayatına ara verdi
Köpekleri çok seven Jessica May, özellikle sokak köpeklerine elinden geldiğince bakmaya çalışıyor. En büyük hayallerinden biri sokakta bulduğu köpeklerden bir hayvan çiftliği kurmak.
15 yaşına kadar çiftlikte büyüyen Jessica'nın öğretmen olan annesi ve çiftçi olan babası Brezilyalıdır. Ayrıca veterinerlik okuyan bir erkek kardeşi vardır.
Türkiye'yi gezmekten ve farklı kültürleri tanımaktan keyif alan Jessica'nın farklı şehirleri görmek, sıcak ilişkiler kurmak yapmak istediği planları arasında.
Jessica May, Show TV'nin yeni dizisi Yeni Gelin'de, Türkmen Aşireti'ne gelin giden genç bir kızı oynayacak.
Tolga Mendi Yeni Gelin/Hazar Bozok/Tolga Mendi “Hikayemizin Romeo’su, Çukurova’nın modern ağası...”
Bella’nın prensi, Bozok Aşireti’nin varislerinden biridir. Doğduğu toprakların gözü pekliğini, yüreği karalığını almış; dayatmalarına ise her daim karşı çıkmıştır. Öyle ki, bir anda vurulduğu yarı İspanyol Bella’yı takıp koluna konağa gelin diye getirmiştir. Hazar, ölümüne aşık; ailesi ölümüne inatçı. Ama Hazar daha inatçı. Çünkü ona göre aşk, her savaşı mutlak zafere taşıyacaktır.
Tolga Mendi Kimdir, Kaç Yaşında? 23 Mart 1993 yılında doğan Tolga Mendi, 1.86 boyunda, 80 kilo ve Koç burcudur. İlgi alanları; fitness, sinema ve tiyatrodur.
İsmail Safa Özler Almanca Anadolu Lisesi'nden mezun olan başarılı oyuncu daha sonra Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nde okumaya başlamıştır.
2 dönem oyunculuk eğitimi alan Tolga Mendi, Show TV'de Acı Aşk dizisinde yer almıştır. Tolga Mendi, Yeni Gelin'de Hazar karakteriyle izleyicilerinin karşısına çıkacak.
Mustafa Avkıran Yeni Gelin/Kalender Bozok/Mustafa Avkıran “Bozok Aşireti’nin Mezopotamya Yürekli Türkmen Reisi…”
Dağ gibi, kale gibi dimdik dursa da, evlatları için kireç taşı misali ufalanır yüreği… Koca aşireti, tek lafıyla hizaya sokar sokmasına da, üç kadınla baş etmek kolay mı? Hem de biri Kürt, biri Arap, biri de Laz… Mezopotamya yürekli dediysek boşuna demedik…
Mustafa Avkıran Kimdir, Kaç Yaşında? 1963 yılında Gaziantep’te doğdu. 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. Bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki yüksek lisansını tamamladı. Mustafa Avkıran, 1987 yılında ‘Küçük Prens’ oyununda başladığı yönetmenlik hayatına İstanbul, Van, Ankara, Antalya, Bursa ve Trabzon Devlet Tiyatroları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda devam etti. 1993-1995 yılları arasında Antalya Devlet Tiyatrosu’nda müdürlük yaptı. Sanat üretimiyle uzun yıllarını geçirdiği Devlet Tiyatroları’nda yaptığı işlerle; birçok ödül kazandı. 1995 yılında ilk sinema filmi, ‘Sokaktaki Adam‘ ile 32. Altın Portakal Film Festivali'nde ve 18. Siyad Türk Sineması Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Bu filmi, sonrasında ‘Cumhuriyet’, ‘Kayıkçı’, ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’, ‘Hayatının Tek Yolculuğu’, ‘Mutluluk’, 'Av Mevsimi’, ‘Hadi baba Gene Yap’ ve ‘Delibal' gibi başarılı filmler takip etti. Mustafa Avkıran’ın Oynadığı Diziler Yeni Gelin/Kalender Bozok/2017 Filinta/2015 Sevdam Alabora/2015 Kaçak/2013 Kuzey Güney/2011 Karakol/2011 Yaprak Dökümü/2009 Ezo Gelin/2006 Kayıt Dışı/2005 Beni Bekledinse/2003 Kınalı Ka2002 Kurşunkalem/2000 Yılan Hikayesi/2000
Dağhan Külegeç Yeni Gelin/Kağan Bozok/Dağhan Külegeç “Bozokların en büyük varisi, kardeşinin gölgesini yırtmaya çalışan bir büyük abi… ”
Şirketlerin ve işlerin yükü onun üzerindedir. İçten içe hep kardeşi Hazar’ı kıskanmıştır. Çünkü Hazar, onun yaşayamadığı hayatı yaşamaktadır. Kağan ise hiçbir zaman Hazar gibi isteklerinin ve tutkularının peşinden gidecek gücü kendinde bulamamıştır. Her ne kadar Hazar’ı yerden yere vursa da, Hazar’ın başı tehlikeye girdiğinde ilk o koşar, yardımına.
Dağhan Külegeç Kimdir, Kaç Yaşında? Dağhan Külegeç, 18 Ekim 1978 yılında İstanbul'da doğmuştur. Eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tamamlamıştır. 2002 yılında G.A.G. programında yardımcı yönetmen, 2003 yılında ise Over Game adlı bilgisayar oyunu programında sunucu olarak çalıştı. Genç oyuncunun rol aldığı ilk tv dizisi, 2003-2004 yılları arasında kadrosunda bulunduğu Lise Defteri oldu. Serhat karakterini canlandırdığı Lise Defteri’nde 27 bölüm oynayan Külegeç, bu dizinin sona ermesinin ardından kadrosuna katıldığı Hırsız Polis dizisinde canlandırdığı Jilet karakteri ile 2005-2006 yılları arasında sevenlerinin karşısına geçti. Dağhan Külegeç’i asıl popülerliğine kavuşturan yapım ise, 2007 yılında başlayan ve 2011 yılına kadar devam ettiği Kavak Yelleri dizisi olmuştur. Bu projeden sonra 2014 yaz sezonunda Kiraz Mevsimi adlı dizide rol almış, aynı dönemde Ayşe Erbulak ile birlikte Erbulak Oyunculuk ve Yazarlık Evi’ni kurmuşlardır. 11 Mart’da Show TV ekranlarına gelecek Yeni Gelin dizisinde Kağan karakterini canlandırmaktadır.
Sema Keçik Yeni Gelin/MöhtebeSema Keçik “Kalender’in ilk karısı; şeytanın pabuç tedarikçisi, alicengiz oyunlarının oyun kurucusu… ”
Kalender’in ilk göz ağrısı... Mecazi değil, Möhteber, gerçekten Kalender’in dinmek bilmeyen ağrısıdır. En çok da baş ağrısı... Bozok’ların düşmanı Duran Aşiretindendir. İki düşman aşirete barış köprüsü olacağına tüm köprüleri yakmıştır. Artık hayattaki en ulvi amacı -kendi tabiriyle bela gelin- Bella’yı bir an önce konaktan def etmektir.
Lale Başar Yeni Gelin/Kamilla Öztürk/Lale Başar “Avamlık, cehalet ve köylülük düşmanı. Sosyetenin Çukurova’da parlamaya çalışan neferi”
Bella’nın asilzade annesi, tam bir İspanyol hanımefendisidir. Otoriter yapısından mütevellit kocası ve kızının bütün haklarına el koymuş, onlar üzerinde her konuda söz sahibi olmuştur. Bella, Hazar’la evlenerek bu ipoteği hayatının üzerinden kaldırsa da kurtuluşu hiç kolay olmayacaktır. Çünkü hiçbir kavga, Kamilla daha son sözünü söylemeden bitemez.
Renan Bilek Yeni Gelin/Kamil Öztürk/Renan Bilek “Devletlerin temsilcisi, kendi hayatının sadece izleyicisi...”
İlk görev yeri olan İspanya’da hayatının aşkı Kamilla’yla tanışmış, bu vesileyle de prensesimiz Bella’nın babası olmuştur. Kamil yıllarca kılıbıklığın doruklarında yaşamış, sosyal hayattaki statüsünü eve girerken portmantoya asmak zorunda kalmıştır. Kim bilir belki Çukurova’da esen rüzgar, Kamil’e iyi gelir, ona taa derinlere gömdüğü maçoluğu hatırlatır.
Yonca Şahinbaş Yeni Gelin/Asiye/Yonca Şahinbaş “Kalender’in son karısı, Bella’nın gözdeşen kaynanası”
Kocasını da, oğlu Hazar’ı da kimselerle paylaşamaz o. Karadeniz’in koca dalgalarıyla besler hem inadını hem de kıskançlığını. Bella’yla Hazar’ın divane aşkına dellenip de ortalığı birbirine katacak, Bella’ya değil konağı, koca Çukurova’yı dar edecektir. Memleketinin tabiriyle, çok fena garıdur haaa!
Zeynep Kankonde Yeni Gelin/Ayşe/Zeynep Kankonde “Kalender’in ortanca karısı; konağın işveli, cilveli, şuh kahkahası…”
Valla ondaki özgüven kimsede yok, bizden demesi... Kocasını iki kadınla daha paylaşsa da pastanın en büyük payını kendisinin aldığına inanır. Kadınlığını, bir cephanelik gibi kullanıp o pastadan o payı alır. Hayattaki ulvi amacı, Möhteber’e yanaşıp Asiye’yle aşık atmaktır.
Zeynep Kankonde Kimdir, Kaç Yaşında? Zeynep Kankonde, 1 Nisan 1980 Eskişehir doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sahne Sanatları bölümünde oyunculuk eğitimi almıştır. Birçok sinema,tiyatro ve tv projesinde görev almıştır. Deniz Çakır ile birlikte yer aldığı 'Bütün Kadınların Kafası Karışık' adlı tiyatro oyunu İstanbul başta olmak üzere, birçok ilde seyirci karşısına çıkmaya devam etmektedir.
Zeynep Kankonde Oynadığı Diziler 2017/Yeni Gelin 2016/Altınsoylar 2015/Tutar Mı Tutar 2015/Kiraz Mevsimi 2014/Ulan İstanbul 2013/Kayıp 2012/2 Yaka 1 İsmail
Zeynep Kankonde Oynadığı Filmler 2016/Görümce/Kıvanç Baruönü 2016/Bir Baba Hindu/Sermiyan Midyat 2016/Dedemin Fişi/Meltem Bozoflu 2015/Senden Bana Kalan/Abdullah Oğuz
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 22:00 fragmanlife Koca Koca Yalanlar dizisi konusu ve oyunculari

Koca Koca Yalanlar dizisi konusu ve oyunculari Hikaye ve Künye Üç çocuk annesi olan Müjgan kocası Ahmet ile birlikte sakin ve düzenli bir hayat yaşamaktadır. Mali müşavir olan Ahmet sabah sekiz, akşam beş çalışan iyi bir aile babasıdır. 17 yıl aynı yastığa baş koyan Müjgan ile Ahmet’in evliliği, Ahmet’in genç ve güzel bir kız olan Sude ile karşılaşmasıyla çatırdamaya başlar. Müjgan başlangıçta kocasının kendisini aldattığına ihtimal vermez. Ancak kocasının da her geçen gün değiştiği gözünden kaçmamaktadır. Sude genç, güzel, hırslı ve zengin bir koca üzerinden istediği yaşama kavuşmak isteyen bir kadındır. Müjgan, yakın arkadaşları Nilgün ve Canan’ın desteğini alarak çetin bir mücadeleye girer. Üç kadın aşk, sadakat ve evlilikleri üzerinden hayatlarını sorgularken, o güne kadar farkına varmadıkları bütün gerçeklerle yüzleşirler.
Yapım: Limon Film Yapımcı: Hayri Aslan Yönetmenler: Osman Taşçı - Burcu Alptekin Görüntü Yönetmeni: Erhan Ergün Senarist: Gül Abus Semerci Uygulayıcı Yapımcı: Salih Fahlioğulları Müzik: Güldiyar Tanrıdağlı Oyuncular: Hakan Yılmaz (Ahmet), Evrim Alasya (Müjgan), Selen Uçer (Nilgün), Pelin Öztekin (Canan), Ferdi Sancar (Şahin), Rüzgar Aksoy (Osman), Tuğçe Karabacak (Sude), Sertan Erkaçan (Alp), Sacide Taşener (Hatice), Selen Domaç (Refika), Doğa Zeynep Doğuşlu (Ilgaz), Tolga Ortancıl (Fırat), Elif Dilara Güneş (Pınar), Bartu Mutlu (Umut), Berke Mutlu (Aliş), Müge Bayramoğlu (Ayşe), Beril Özcan (Rüya), Deniz Kılıç (Orhan), Furkan Bay (Emin)
Evrim Alasya Müjgan
35 yaşında, liseyi bitirir bitirmez ilk aşkı Ahmet’le evlenip üç çocuk doğurmuş. Çocuklarına ve kocasına kendini adamış, fedakar, anaç bir ev kadını. Tatlı dilli, hoş ve güzel bir kadın. Ama evlilik hayatı bu. Biraz salmış kendini. Yaşıtları üniversiteye giderken Müjgan çocuklarla uğraşmış, dört duvar arasına sıkışmış. Ne bir ilgi alanı kalmış, ne de sosyal çevresi. Müjgan’ın miladı kocasının onu aldattığını öğrenmesi olacak. Bu gerçekle yüz yüze geldikten sonra yaptıklarına kendi de inanmayacak.
Hakan Yılmaz Ahmet
36 yaşında. Müjgan’ın kocası. Kuzu gibi bir adam Ahmet. Dürüst, ilkeli, tutumlu. Kadınlara yan gözle bile bakmayan Ahmet’in değişimi Sude’yle tanıştıktan sonra başlar. Biraz orta yaş bunalımı, biraz da bunca sene yapamadıkları onu dürtükler. Sude’nin çocuksuluğu, seksiliği Ahmet’in aklını başından alır. Bir yanda onca yıl emek verdiği çocuklarının annesi, karısı Müjgan; öte yanda aklını çelen, egosunu okşayan Sude.
Tuğçe Karabacak Sude
25 yaşında. Hoş, havalı, seksi, bekar bir kız. Anne babası küçükken ölmüş, teyzesi Refika ile yaşıyor. Sude tipik bir mahalle kızı. Hayattaki tek amacı yağlı bir kapı bulup evlenmek… Fakat bunun için koşulları uygun değil. Bulup bulabileceği en yağlı kapı maalesef Ahmet olacak. Sude iyi yaşamayı seviyor. Giydiğini yakıştırmasını biliyor. Ünlü bir giyim markasının mağazasında tezgahtar olarak çalışıyor. Hırslı, kurnaz ve bencil bir kız olan Sude, Ahmet’i Müjgan’dan koparmaya karar verir. Adamın parasını yiyip bitirmede de herhangi bir sakınca görmez.
Selen Uçer Nilgün
35 yaşında. Müjgan’ın en yakın arkadaşı. Bakımlı, giydiğini yakıştıran hoş bir kadın. Herkesin yardımına koşan, açık sözlü, renkli kişiliğiyle arkadaş ortamının aranılan kişisi. Kocası Şahin ve oğlu Fırat’la kendine göre sakin ve mutlu bir hayatı var. Müjgan’ın çok şanssız olduğunu düşünerek arkadaşına tam destek verecek. Nilgün kocasıyla evliliklerinin şahane olduğunu düşünüyor. Maalesef kocasının yüzüne gülerken arkasından türlü oyunlar oynadığını, karşısına çıkan her kadınla onu aldattığını bilmiyor.
Ferdi Sancar Şahin
37 yaşlarında. Nilgün’ün kocası. Ahmet’in arkadaşı. Şahin, kurnaz bir adam. Karda yürüyüp izini belli etmez. Okumamış ama parayı bulmuş. Emlakçılık yapıyor. Epeyce para kazanmış. Çapkınlığın erkekliğin şanından olduğuna inanıyor. Ona göre her erkek yapıyor ama söylemiyor, maksat yakalanmamak. Yakalanınca da inkâr etmek. Zaten Nilgün’ün onun çevirdiği dolaplardan haberi yok. Şahin’e göre bir çiçekle bahar geçmez. O da demet demet çiçekle orta yaşının baharını yaşıyor.
Pelin Öztekin Canan
30 yaşında. Nilgün’le birlikte Müjgan’ın en iyi arkadaşı. Kendine ait bir güzellik salonu var. Çalışan, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir kadın. Ama duygusal dünyasında, hassas ve kırılgan. Rüya adında 7 yaşında bir kızı var. Kocası Serkan’ı dört yıl önce bir kazada kaybetmiş. Osman ise Canan’ın aradığı kadın olduğunu düşünmektedir. Canan ise artık kocasından umudu kesince bambaşka bir aşka yelken açmaya karar verir.
Rüzgar Aksoy Osman
32 yaşında yaşlarında yakışıklı, bekar bir adam. Ahmet ve Şahin’in arkadaşı. Şahin’le birlikte emlak işi yapıyor. Her sorun ve olay karşısında rasyonel davranan, gerçekçi ve doğruları insanların yüzüne hiç eğip bükmeden dümdüz söyleyen bir kişiliği var. Büyük bir aşka tutulmadan evlenmeme kararı almış. Onsuz olamayacağını düşündüğü kadını ararken Canan’la tanışmış. Bu iyi huylu ve masum kadına gün geçtikçe aşık olmuş. Ama hala kocasının yasını tutan Canan’a bir adım bile yaklaşamazken Canan, Sinan’la yakınlaşınca, sevdiği kadın için mücadele etmeye karar verir.
Ahmet’le evlenmeyi hedefleyen Sude’nin hamile olduğu yalanını söylemesi ile Ahmet’in, Sude’den ayrılma plânları suya düşer. Bunu öğrenen Müjgansa Ahmet’ten uzaklaşmakta kararlıdır. Öte yandan Erdem’le Ahmet’in, Müjgan için birbirleriyle olan rekabeti sürmektedir.
Nilgün, kendisini yıllarca aldatan Şahin’den intikamını acı bir şekilde alır. Canan, yakın arkadaşının yaptıklarından haberdar olduğu için Osman’ı da sorumlu tutmaktadır ve bu yüzden onunla evlenmeyi çok istemesine karşın teklifini reddeder.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 21:38 fragmanlife Bodrum Masali dizisi konusu ve oyunculari

Bodrum Masali dizisi konusu ve oyunculari Hikaye ve Künye Evren Ergüven pek çok otel sahibi varlıklı ve hırslı bir adamdır. Karısı Yıldız çocukları Ateş ve Su ile birlikte İstanbul'da görkemli bir hayat sürmektedir, Otellerinin büyük kısmının olduğu Bodrum'da ise ikinci bir kadınla kurduğu gizli bir yaşamı vardır. Evren'in bu düzeni ard arda verdiği yanlış kararlar neticesinde gelen hızlı iflasıyla tamamen bozulur.
Ailenin elinde avucunda Bodrum'da Yıldız'ın babasından miras eski bir ev ve küçük bir otelin yarı hissesinden başka bir şey kalmamıştır. Ergüven Ailesi lüks yaşamlarını terk etmek, o köhne eve taşınmak ve küçük otelle hayata yeniden başlamak zorundadır artık.
Ne var ki otelin öbür yarısı Evren ve Yıldız'ın hayatları boyunca adını ağızlarına almamaya yemin ettikleri birine aittir. Faryalı adıyla tanınan kişi Yıldız'ın Evren'den önceki sevgilisidir. Evren'e kalırsa Yıldız onu hiç unutmamıştır. Yıldız'ın ise Evinin tam karşısına taşınan kocasının bodrumdaki sevgilisinden henüz haberi yoktur. Bütün bu sırlardan habersiz olan Ateş ve Su kolejden hayallerinden arkadaşlarından zengin ve güvenli hayatlarından kopacak Bodrum'da hayatın ve ailelerinin hiç bilmedikleri yüzünü öğreneceklerdir. Her yıl tatile gelip zengin arkadaşlarıyla güzel günler yaşadıkları Bodrum'dan çok farklı bir Bodrum onları beklemektedir.
Yapım : TMC Yapımcı : Erol Avcı Yönetmen : Mehmet Ada Öztekin Senaryo : Başar Başaran, Emre Özdür Proje Tasarımı : Reaksiyon Film Uygulayıcı Yapımcı : Engin Sarıal Görüntü Yönetmeni : Sedat Yücel 2. Yönetmen : Nezaket Coşkun Sanat Yönetmeni : Burhan Türk Müzik : Hasan Özsüt - Işıl Özsüt Oyuncular : Timuçin Esen, Şevval Sam, Murat Aygen, Nejat İşler, Aslıhan Gürbüz, Alperen Duymaz, Hilmi Cem İntepe, Dilan Çiçek Deniz, Toprak Sağlam, Serhan Onat, Ezgi Şenler, Bige Önal, Basri Albayrak, Kıvanç Kasabalı, Cemalettin Çekmece, Barış Yalçın
Bodrum Masalı karakterlerini tanıyalım!
Faryalı - Timuçin Esen
Kelebek’in ağabeyi. 8 yıl önceki kazadan beri kardeşine babalık da yapıyor. Lisenin ardından çalışmaya başladığı, şimdi patronu olduğu otel için Bodrum’a gelen Evren ve Yıldız, onun canını sıkacak.
Yıldız - Şevval Sam
Yardımsever ve vicdani değerleri yüksek bir kadın. Çocukları ile arası çok iyi. Karakterindeki falsoları bilse de kocası Evren’i seviyor. Yıllar sonra Bodrum’da o otele dönmek, Yıldız için hayatında ilk kez çalışmak, para kazanmak demek. Üstelik eski sevgilisi Faryalı ile dip dibe…
Evren - Murat Aygen
Oteller zinciri sahibiyken yanlış yatırımlar nedeniyle neredeyse her şeyini birkaç gün içinde kaybeder. Çevresindeki herkes onu çok çalışkan olarak bilmektedir.
Ateş - Alperen Duymaz
Adı gibi bir delikanlı, çapkın, kolay sinirlenen, otomobillere meraklı bir yüzücü. Kızlar Ateş’e bayılıyor, o da bunun farkında.
Gözde - Toprak Sağlam
Evren’in Bodrum’daki metresi olan Gözde'nin bunca yıldır sabırla beklediği, Evren’den tek istediği şey; yeni hayatını onunla kurmak.
Su - Dilan Çiçek Deniz
Hayat dolu, muzip, eğlenceli ve çok güzel. Erkekler onu çok beğeniyor, onun kalbi ise sadece Cenk için atıyor. Bir keman virtüözü olmak için şimdiden çalışıyor. Bodrum'a geldiği ilk dakikadan itibaren Kelebek'in gönlüne düşen Su, onun bu ilgisine karşılık verip veremeyeceği merak konusu olacak.
Kelebek - Hilmicem İntepe
! Hem muhteşem yüzmesi hem de uçup konup binlerce iş halledebilmesi nedeniyle herkes ona Kelebek der. Asıl adını kimse kullanmaz. Gelecekle ilgili hiç hayali yok, Su’nun aşkını kazanmak hariç.
Cenk - Bora Cengiz
Su’nun sevgilisi. Su’yu gerçekten çok seviyor, ona karşı hep çok nazik ve düşünceli, her şeyi yapmaya hazır. Fakat yakışıklı, zengin ve ünlü şarkıcı Gül Derin’in oğlu olduğu için kızlar peşinde.
Aslı - Ezgi Şenler
Yaşı küçük ama geçim derdi nedeniyle yıllardır günde 24 saat çalışmaya programlı. Dersleri çok iyi ama onun isteği Bodrum’da pansiyon işletip babasını ve İstanbul’daki ablasını rahat ettirmek.
Alara - Serel Yereli
Varlıklı bir ailenin kızı. Babasının prensesi. Alara kimi zaman parası, gücü, kimi zaman da sabrı ve aklı ile Ateş’in yanında yer alacak.
Bodrum Masalı sürprizlerle dolu, çok farklı bir bölümle sezon finali yapıyor. Su’nun gördüğü rüyaların aksine, Bodrum’da düğün havası hakimdir. Haydar ile Üzüm’ün düğünü tüm kahramanlarımızı bir araya getirmiştir. Sadece Su, kötülüğün ve acının adım adım yaklaşmakta olduğunu hissetmiştir.
Mutlu başlayan düğün, tıpkı Su’nun gördüğü rüyalar gibi kedere gebedir. Kahramanlarımızın yaklaşmakta olan tehlikeden haberleri yoktur. Aşkla, acıyla ve anılarla sınanacaklarından da
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2019.01.15 02:16 fragmanlife Erkenci Kus Dizisi Konusu ve oyunculari

Erkenci Kuş Konusu; Sanem sabahları birkaç saat babasının bakkalında çalıştıktan sonra bütün gününü hayal kurarak ve kitabı üzerinde çalışarak geçirmektedir ve hayatından son derece mutludur. Ta ki anne babası kendisine doğru düzgün bir iş bulmazsa evlenmek zorunda olduğunu söyleyene kadar! Sanem bunun üzerine mecburen ablasının iş yerinde çalışmaya başlar. Hayallerini süsleyen büyük aşkının kendisini orada beklediğinden habersizdir henüz, üstelik bilmeden Cana ve şirkete kurulan bir tuzağın parçası olur… Yalanlar üzerine kurulan bir aşk olabilir mi? Ya Sanem? Nefret ettiği Cana kalbini kaptırabilir mi?
Erkenci Kuş Oyuncuları;
Sanem Aydın (Demet Özdemir) Can Divit (Can Yaman) Leyla Aydın (Öznur Serçeler) Mevkibe Aydın (Özlem Tokaslan) Nihat Aydın (Berat Yenilmez) Emre Divit (Birand Tunca) Aylin Yüksel (Sevcan Yaşar) Ayhan Işık (Ceren Taşçı) Muzaffer Kaya (Zebercet) (Cihan Ercan) Deren Keskin (Tuğçe Kumral) Cengiz Özdemir (Ceycey) (Anıl Çelik) Güliz Yıldırım (Sibel Şişman) Osman Işık (Ali Yağcı)
Yapım: Gold Film Yapımcı: Farut Turgut Yönetmen: Çağrı Bayrak Senarist: Aslı Zengin – Banu Zengin Tak
Erkenci Kuş Konusu; Sanem sabahları birkaç saat babasının bakkalında çalıştıktan sonra bütün gününü hayal kurarak ve kitabı üzerinde çalışarak geçirmektedir ve hayatından son derece mutludur. Ta ki anne babası kendisine doğru düzgün bir iş bulmazsa evlenmek zorunda olduğunu söyleyene kadar! Sanem bunun üzerine mecburen ablasının iş yerinde çalışmaya başlar. Hayallerini süsleyen büyük aşkının kendisini orada beklediğinden habersizdir henüz, üstelik bilmeden Cana ve şirkete kurulan bir tuzağın parçası olur… Yalanlar üzerine kurulan bir aşk olabilir mi? Ya Sanem? Nefret ettiği Cana kalbini kaptırabilir mi?
Erkenci Kuş Oyuncuları;
Sanem Aydın (Demet Özdemir) Can Divit (Can Yaman) Leyla Aydın (Öznur Serçeler) Mevkibe Aydın (Özlem Tokaslan) Nihat Aydın (Berat Yenilmez) Emre Divit (Birand Tunca) Aylin Yüksel (Sevcan Yaşar) Ayhan Işık (Ceren Taşçı) Muzaffer Kaya (Zebercet) (Cihan Ercan) Deren Keskin (Tuğçe Kumral) Cengiz Özdemir (Ceycey) (Anıl Çelik) Güliz Yıldırım (Sibel Şişman) Osman Işık (Ali Yağcı)
Yapım: Gold Film Yapımcı: Farut Turgut Yönetmen: Çağrı Bayrak Senarist: Aslı Zengin – Banu Zengin Tak
an, gözaltına alınıyor!
Can, Fabbri’nin şikayeti üzerine gözaltına alınır. Sanem, Can’ın düştüğü bu durumdan kendini sorumlu tutar ve onu kurtarmak için Fabbri’ye kokusunu verir. İstediğini alan Fabbri, şikayetini geri çeker ve hisselerini de Aylin’e devreder. Bu arada mahalleyi ziyarete gelen gizemli bir kadın ortalığı birbirine katar. Sanem mahallede tartıştığı bu kadınla Can’ın evinde tekrar karşılaşacaktır. Acaba bu kadın kimdir?
Can, Sanem’e olan aşkını bir kez daha ispatlıyor
Can Sanem’e olan aşkını bir kez daha ispatlar, evleniriz diyerek Sanem’in kafasındaki bütün soru işaretlerini giderir. Sanem de mutlu olur ve bunu annesiyle paylaşır. Bu arada ilişkilerini başından beri saklamak istemeyen Can, ajanstakilere Sanem’le sevgili olduklarını söyler. Herkes bu habere çok şaşırır, özellikle Deren hayatının şokunu yaşar. Bu arada Can, büyük bir kozmetik firmasının işini almak üzeredir fakat bunun önündeki tek engel Fabbri’nin şirkete hissedar olmasıdır. Can ve Fabbri bir kez daha karşı karşıya gelecek ve kozlarını paylaşacaktır.
Aylin’in hain planı Sanem ve Can’ın aralarını bozacak mı?
Aylin, Sanem ve Can’ın yakın oldukları fotoğrafları basına sızdırır. Ertesi gün çıkan aşk haberleriyle bütün ajans çalkalanmaktadır. Sanem bunu öğrenince panikler, ailesinden bu haberi gizlemeye çalışsa da Mevkıbe ve Nihat çoktan haberi duymuştur. Bunun üzerine Sanem ilişkisi daha fazla yıpranmasın diye ajanstan ayrılmaya karar verir. Fakat Can buna asla izin vermez ve Sanem’in ondan beklemediği bir ciddiyetle ilişkisine sahip çıkar. Aylin’in Sanem ve Can’ın aralarını bozmak için hazırladığı bu plan, onların ilişkilerine nasıl etki edecektir?
Sanem ve Can ilişkisi ortaya çıkacak mı? Can’la tekrar sevgili olan Sanem ilişkilerini, ailesine söyleyene kadar gizli yaşamak ister. Ama bu hiç de kolay olmayacaktır. Bir yandan mahallede, bir yandan ajansta çıkan dedikodular onları zor durumda bırakır ve Sanem ailesine yalan söylemek zorunda kalır. Bu yalanı fırsat bilen Aylin harekete geçer ve hain planlarına başlar.
Sanem bu sefer amacına ulaşabilecek mi?
Bir dergi röportajı için spor salonunda bir araya gelecek olan Ceyda ve Can’ı baş başa bırakmamaya kararlı olan Sanem, Ayhan’la birlikte salonda geçici olarak çalışmaya başlar. Öte yandan Emre’nin gerçek yüzünü ortaya çıkarmaya kararlı olan Sanem ve Ceycey Emre’yi izlemeye başlarlar... Aylin’le buluşacağını duyunca hemen takibe alırlar. Sanem bu sefer amacına ulaşabilecek midir? Bu arada lansman için tüm hazırlıklar tamamdır. Başarılı geçecek olan geceyi bozmak için Aylin yine iş başındadır. Ama bu sefer sonuç hiç de istediği gibi olmaz.
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.11.28 23:39 akunal reply

Tevbe 5: Bu ayetten şikayetiniz herhalde müşrikleri nerede bulursanız öldürün demesi. Bütün müşrikleri kastetseydi hak verirdim ama önceki ayetlere bakarsak sadece yapılan anlaşmaları bozan müşrikleri kapsadığını anlayabiliriz.
1: Allah ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır.
2: (Ey anlaşmalarında durmayan müşrikler!) İşte size fırsat! Bu günden itibaren yeryüzünde dört ay süreyle istediğiniz gibi dolaşıp elinizden gelen her türlü hazırlığı yapın; fakat bilin ki, hiçbir şekilde Allah’a karşı koyamaz ve O’nun kudretinden kaçıp kurtulamazsınız. Hiç şüphesiz Allah, kâfirleri rüsvay edecektir.
3: Ve, Büyük Hac gününde Allah ve Rasûlü’nden insanlara bir duyurudur bu: Muhakkak ki, Allah’ın ve aynı zamanda O’nun Rasûlü’nün (anlaşmalarında durmayan) o müşriklerle hiçbir alâkası kalmamıştır. Fakat (ey müşrikler), eğer tevbe eder de mevcut tutumunuzdan vazgeçerseniz, bu elbette hakkınızda hayırlı olandır. Yok, yine yüz çevirmeye devam edecek olursanız, şunu iyi bilin ki, asla Allah’a karşı koyabilecek, O’ nun kudretinden kaçıp kurtulabilecek değilsiniz. (Ey Rasûlüm!) Küfürde ısrar edenleri pek acı bir azapla müjdele!
4: Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
5: Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Maide 51: Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez.
Bu konuda Said Nursi’nin açıklamasını kullanacağım.
“Âyette geçen "Yahudi" ve "Hıristiyan" kelimeleri türevdir. Bu kelimelerin kaynağı ise “Yahudilik” ve "Hıristiyanlık"tır. Âyetteki hüküm türev üzerine bina edildiği için kâide gereğince Yahudi ve Hıristiyanlar, dinleri için, dinlerini yansıttıkları için sevilmez. Yahudilik ve Hıristiyanlık açısından onlarla dostluk kurmak ve onları sevmek haramdır. Öyleyse mühendislik, mucitlik, doktorluk, güzellik, yöneticilik gibi dinlerine ait olmayan diğer güzel ve meşru nitelikleri sevilebilir ve bu yönleriyle onlarla dostluk kurulabilir. Çünkü bu nitelikleri âyetin yasak kapsamı dışında kalır. Şayet âyet-i kerime şöyle buyursaydı, dostluk ve muhabbet onların bütün niteliklerini kapsardı: "Yahudi ve Hıristiyanların kendilerini dost edinmeyin!" Çünkü o zaman, dinlerine ait olsun veya olmasın, kendileriyle her bakımdan dostluk ve muhabbet yasak olmuş olurdu.”
Ayrıca islam tarihi boyunca Müslümanların Gayrimüslimler ile barış içinde yaşadığı bilinen bir gerçek.
Ahzab 37: Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.
38 : Peygambere Allah'ın takdir ettiği, mübah kıldığı şeyde bir darlık yoktur. Bundan önce geçen bütün peygamberler hakkında Allah'ın sünneti böyledir. Allah'ın emri ise biçilmiş bir kaderdir.
Bu ayetin inişi ve Hz. Muhammed’in Zeynep ile evliliğinin nedeni Araplarda cahiliye döneminden kalan bir törenin kaldırılmak istenmesidir. Töre gereği bir insan evlatlığının eşi ile evlenemezdi.
Olayın geçmişine baktığımızda Hz. Muhammed azad edilmiş bir köle olan evlatlığı Zeyd’i halasının kızı olan Zeynep ile toplumsal tabakaları yıkmak için evlendirmiştir. Ancak aradaki farktan dolayı evlilik yürümemiştir ve Zeyd Hz. Muhammed’e gelip boşanmak istediğini söylemiştir. Hz Muhammed ise “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyerek reddetmiştir ancak sonuç olarak Zeyd eşini boşamıştır. Gelen ayet üzerine de Hz. Muhamed Zeynep ile evlenmiştir ki cahiliye devrinden kalan adetin geçersizliği ispatlansın.
Hz. Muhammed'in Zeynep'in güzelliğinden etkilenip onu Zeyd'den boşayıp kendisine eş olarak alması tarzı asılsız iddialar var. Zeynep Hz. Muhammed'in zaten halasının kızıdır, isteseydi zamanında pekala kendine alabilirdi. Zaten Zeyd ile Zeynep'i tabuları yıkmak için kendisi evlendirmiştir.
Nisa 144:
139: Onlar, müminleri bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Halbuki bütün izzet ve şeref Allah'a aittir.
140: Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141: Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah tarafından size bir zafer nasip olursa: "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Şayet kâfirlerin zaferden bir payı olursa: (Bu defa da onlara): "Size üstünlük sağlayarak sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah, kıyamet gününde aranızda hükmünü verecektir. Allah, müminlerin aleyhine kâfirlere hiçbir yol vermeyecektir.
142: Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar, namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az anarlar.
143: Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
144: Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinizde Allah'a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?
Bu ayeti "körle yatan şaşı kalkar"a benzetebiliriz. Kafirler gibi olmamak için onlarla dost olmamanın nesi yanlış?
Maide 33:
27: Onlara Âdem'in iki oğluyla ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen, ötekine):" Seni öldüreceğim" demişti. Diğeri ise şöyle demişti: "Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder".
28: "Allah'a yemin ederim ki, sen beni öldürmek için bana el uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben âlemlerin Rabb'i olan Allah'tan korkarım.
29: "Ben isterim ki sen, benim günahımı da, kendi günahını da yüklenip ateş halkından olasın! Zalimlerin cezası budur".
30: Bunun üzerine kurbanı kabul edilmeyenin nefsi kendisini, kardeşini öldürmeye teşvik etti ve onu öldürdü. Böylece zarara uğrayanlardan oldu.
31: Derken Allah bir karga gönderdi, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için toprağı eşeliyordu. "Yazıklar olsun bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyim ben?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32: Bunun içindir ki, İsrâiloğulları'na: "Kim, bir cana kıymayan veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayan bir nefsi öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir nefsin yaşamasına sebep olursa, bütün insanları yaşatmış gibi olur" hükmünü yazdık (farz kıldık). Şüphesiz ki onlara peygamberlerimiz açık delillerle geldiler. Yine de bundan sonra onların birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33: Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.
34: Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Allaha ve Resulüne karşı savaşıp fesat çıkaranlara neden ceza verilmesin? Zaten sonraki ayette tevbe edenleri cezadan hariç tutuyor. Bunların dışında 32. Ayeti es geçerek İslam öldürmeyi emrediyor demek çok da mantıklı olmaz.
Ali Imran 28:
28: Mü’minler, mü’minleri bırakıp da kâfirleri (işlerine vekil, müsteşar, başlarında idareci ve küfürleri sebebiyle) dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa (bilsin ki o), kaynağı Allah olan bir yol, bir sistem üzerinde değildir ve Allah’tan göreceği bir yardım ve sahiplenme de yoktur; ancak (hakim konumda bulunan) o kâfirlerden (dininize, toplumunuza, mukaddeslerinize ve canınıza gelecek önemli bir tehlikeden) bir şekilde korunmanız hali müstesna. Her halükârda Allah, sizi Kendisi’ne karşı gelmekten sakındırır. Ancak Allah’adır nihaî varış.
29: De ki, göğüslerinizdekini gizleseniz de, açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Hiç şüphesiz Allah, her şeye kadirdir.
Ayette müminlerin diğer müminleri bırakıp da İslam’a düşmanlığı apaçık olan kafirlerin emri altına girmelerinin, işlerini onlara bırakmalarının ve küfür noktasında onlarla dostluk kurmalarının, müminleri Allah’ın yolundan uzaklaştıracağını belirtmiş. Nisa 144 ile benzer bir ayet.
Nahl 75:
73: Ve (kendileri dahil herhangi bir varlığı) rızıklandırma adına göklerden ve yerden hiçbir şeyin mülkiyetine sahip bulunmayan, esasen böyle bir şeyi yapabilecek güçte de olmayan birtakım varlıklara mı ibadet ediyorlar?
74: Artık birtakım benzetmelerde bulunarak, temsiller, misaller getirerek Allah’a benzerler icat etmeyin. (Kendisini, Kendisi hakkındaki gerçeği ve başka her bir varlığın gerçek mahiyetini tam olarak ancak) Allah bilir, siz bilmezsiniz.
75: Allah, (Kendisine kul olup başka her türlü kulluktan kurtulan gerçek hürlerle, Kendisine kulluğu bırakıp pek çok ma’budlar edinen ve böylece köle gibi hürriyetlerini teslim edenler arasındaki farkı açıklamak için) bir misal veriyor: Bir yanda, bir şahsın kölesi olup kendine ait bir yetkisi ve herhangi bir şey üzerinde tasarruf hakkı bulunmayan âciz bir adam; diğer yanda, tarafımızdan kendisine güzel ve bol rızık verdiğimiz ve bundan gizli açık infak eden (hür) bir adam: bu ikisi hiç bir olur mu? Bütün hamd, (insanları hür yaratan, hürriyetlerini korumak için kendilerine Din gönderen, bütün kâinatın hakimi ve mülkün yegâne sahibi) Allah içindir. Ne var ki, insanların çoğu bunu bilmezler (de, pek çok ma’bud edinip, onlara kölelikte bulunur ve dalkavukluk ederler).
Yetmiş beşinci ayetteki köle kavramı normal köle manasında olmayıp Allah’tan başkasına kul olan müşriklere ve dalkavuklara yapılan bir benzetmedir. Günümüzdeki bazı şeyhlerin müritleri veya reisin etrafındakiler gibi.
Nisa 34:
32: (Dünyada geçimlikler farklı farklıdır. Erkek veya kadın olmak da elinizde değildir. Dolayısıyla,) Allah’ın bazınıza bazınızdan daha fazla verdiği (makam, servet, fizikî cazibe gibi) dünyalıklar hususunda, (“Keşke bizim de olsaydı!”) şeklinde temennide bulunmayın ve (aranızda kıskançlığa düşmeyin; Allah’ın yaptığı paylaştırmaya da itiraz etmeyin). Erkekler için çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) olduğu gibi, kadınlar için de çalışıp kazandıklarından bir pay (ve işledikleri amellerden dolayı sevap veya günah) vardır. (Bununla birlikte, mevcutla yetinmeyin; meşrû dairede ve Allah rızası istikametinde olmak kaydıyla, gayretinizi ve hedefinizi büyük tutup, çalışarak ve dua ile) Allah’ın lütf u kereminden isteyin. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve her yaptığını bilerek yapar.
33: Annebaba ve diğer yakın akrabanın ölümlerinden sonra bırakacakları terike için vârisler belirledik. (Bu vârislerin terikede kendilerine verilmesi gereken belli hakları olduğu gibi,) yeminlerinizle aranızda mukavele akdettiğiniz kişilerin de haklarını verin. Şüphesiz Allah, her şeye (ve bu arada, yaptığınız her işe ve her anlaşmaya) hakkıyla şahittir.
34: (Sahip kılındıkları birtakım sıfatlar ve yüklendikleri vazife ve sorumluluk açısından erkeklik vasfına tam sahip bulunan) erkekler, kadınlar üzerinde koruyucu ve yöneticidirler. Bu, (yöneticilik ve koruyuculuk noktasında) Allah’ın bazı insanları bazılarından, (bu arada genellikle erkekleri de kadınlardan) daha kapasiteli yaratmasından ve bir de erkeklerin (mehir verme ve evin bütün masraflarını yüklenme gibi) mâlî sorumluluklarından dolayıdır. Gerçekten iyi kadınlar, Allah’a karşı itaatkâr, (meşrû çerçevede ve günahta olmamak kaydıyla) kocalarının hukukuna da riayet eden ve Allah nasıl gizli ve mahrem kalması gereken hususları koruyor ve onların açılmasına müsaade etmiyor ise, aynı şekilde (namuslarını, aile sırlarını, ailenin mal, şeref ve haysiyetini ve kocalarının hukukunu) bilhassa kimsenin görmeyeceği yerlerde ve kocalarının yokluğunda koruyan kadınlardır. Dikbaşlılığından yıldığınız kadınlara gelince: önce onlara öğüt verin; ıslah olmazlarsa, onları yatakta yalnız bırakın ve yine yola gelmezlerse (hafifçe) dövün. Eğer (Allah hakkı, aile fertlerinin eğitimi ve yetiştirilmesi başta olmak üzere, kendinize de ait meşrû isteklerinizde) size itaat ederlerse, onlara yüklenmek için bir sebep ve mazeret aramayın. Unutmayın ki Allah, mutlak yücedir aşkındır, mutlak büyüktür.
“Yine, kadın-erkek münasebetleri ve aile hukuku açısından bu çok önemli âyet, özetle şu gerçeklere parmak basmaktadır:
• Allah (c.c.), insanları bir ve her bakımdan birbirlerinin aynısı yaratmamış, hayatın gereği, meselâ toplumda iş bölümü ve meslek seçiminin esası olarak, herkese başkalarına göre bir noktada üstünlük vermiştir. Bunun gibi, her kadın ve erkek için aynı şekilde ve derecede olmamakla birlikte, genellikle bazı hususlarda kadınları erkeklerden daha üstün yarattığı gibi, bazı konularda ve bu arada idarecilik ve koruyuculuk hususunda da erkeklere kadınlar üzerinde bir mevki tanımıştır.
• Allah, kadınlara göre daha güçlü yarattığı, kendilerine daha üstün idare kabiliyet ve kapasitesi verdiği, bir de ailenin mâlî sorumluluğunu üzerlerine yüklediği için erkeği evde reis kılmıştır. Fakat bu reislik, mutlak bir hakimiyet değil, “Bir topluluğun efendisi, idarecisi, ona hizmet edendir.” hadis-i şerifinde ifade buyurulduğu üzere, hizmetini görme, bakım ve görünümünü yapma, sahip çıkma, koruma ve evin dirlik ve düzenliğini sağlama görev ve fonksiyonudur. Tabiî, “nimet ölçüsünde sorumluluk veya sorumluluk ölçüsünde nimet” kaidesince, bu görev ve fonksiyonu yerine getirmede, her idarecinin emretme ve itaat isteme yetkisi olacaktır.
• Aile fertlerinin terbiyesi, bilhassa bir âyet-I kerimede buyurulduğu üzere (Tahrîm Sûresi/66: 6), âhiretlerini kurtaracak şekilde dinî yönden yetiştirilmesi ve evin idaresi, dirlik ve düzeni öncelikle erkeğe ait ağır bir vazife ve sorumluluk olduğu için, erkek bunu yerine getirmede bir eğitimci gibi davranmak durumundadır. Kur’ân, kadınlarla ilgili olarak bu konuda erkeğe önce tavsiye, sonra yatakta ondan ayrı durma ve bu da işe yaramazsa hafifçe dövme şeklinde kademeli bir eğitim yolu göstermektedir. Son derece önemli olan bu husus, ne yazık ki bazı sözde kadın hakları savunucularınca tenkit edilmektedir. Halbuki bunun eğitim gayeli olduğu açıktır. İkinci olarak, dövülecek olan kadın değil, dikbaşlılık yapan, evde kendine düşen vazifeyi yerine getirmeyen, ahlâk ve maneviyatına önem vermeyip kendine zulmeden varlıktır. Üçüncü olarak, dövmenin derecesi hadis-i şeriflerle ortaya konmuş, yüze vurma yasaklanmış (Ebû Davud, “Nikâh”, 42), bunun bir son çare olduğu önemle vurgulanmış ve erkekler, bundan mümkün olduğunca sakındırılmıştır. Nitekim, âyette de hemen arkadan gelen ikaz bu yöndedir."
Bakara 223:
Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir, (onlara temiz tohum bırakır ve hasılat olarak nesil elde edersiniz;) o halde ekinliğinize dilediğiniz zamanda dilediğiniz biçimde varınız ve kendiniz için (ileriye dönük, geliri hiç tükenmeyecek hasılat) göndermeye çalışınız. (Her hususta olduğu gibi, kadınlarla münasebetinizde ve nesil yetiştirme konusunda da) Allah’a isyandan, O’nun koyduğu hükümlere riayetsizlikten sakınınız. Bilin ki, mutlaka O’nun huzuruna çıkacaksınız. (O’nun huzurunda görecekleri muameleden dolayı) mü’minleri müjdele.
“Âyet-i kerime, çok özlü ifadelerle, kadın-erkek beşerî münasebetlerdeki asıl maksadın şehveti tatmin değil, tenasül, yani çoğalma ve hayırlı nesiller yetiştirme olduğunu ihtar etmektedir. Şehveti tatmin, böyle bir netice için verilmiş, o neticeye götürücü, onu kolaylaştırıcı, nesil yetiştirmedeki zorluklara katlanılmasını sağlayan, hattâ onu zevkli bir meşgale haline getiren bir avanstır. Evlilikte, bunun yanısıra, daha başka âyetlerde ifade buyurulduğu üzere, eşlerin bilhassa günahlara karşı birbirlerine örtü olmaları, birbirlerini (mânen) güzelleştirmeleri, dertlerini ve sevinçlerini paylaşarak, kalbden kalbe sevgi ve saygı bağıyla birbirlerine hayat arkadaşlığı yapmaları gibi daha pek çok fayda ve hikmetler de vardır. Bu bakımdan, evlilikte en önemli unsur, bir önceki âyette geçtiği ve bir hadis-i şerifte de buyurulduğu üzere, eşlerin dindar olması, bunun yanısıra, bilhassa geçimde eşlerin birbirlerini aşağılamamaları, karşılıklı saygı ve anlaşma adına önemli bir faktör olarak, yine hadis-i şerifin parmak bastığı üzere, küfüv, yani (en azından kültür, bilgi, anlayış gibi hususlarda) belli ölçülerde de olsa denkliktir.”
Yapılan tarla benzetmesi bazıları tarafından kadına hakaret sanılıyor ama ‘tarla’ kelimesinde ne gibi bir sıkıntı var? Gayet de yerinde bir benzetme, eğer tarlana ve tohumuna düzgün bakarsan verimli mahsul elde edersin.
https://www.youtube.com/watch?v=iICeKNiDhVo
Nisa 3:
2: Yetimlere mallarını verin. Temizi pis olanla (helâli haramla) değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Çünkü bu, büyük bir günahtır.
3: Himayenizdeki yetim kızlarla evlendiğinizde eğer haklarını gerektiği ölçüde gözetemeyeceğinizden korkarsanız, bu takdirde, size helâl olup da arzu ettiğiniz başka kadınlardan iki, üç veya dört tanesiyle evlenebilirsiniz. Eğer, birden fazla hanımınız olur da aralarında (nafakalarını temin ve birlikte geceleme gibi, hukuki açıdan) adalet yapamamaktan korkarsanız, bu durumda bir tanesiyle veya elinizin altında bulunan cariyelerle yetinin. Böyle davranmanız, zulme ve haksızlığa meyletmemeniz için daha uygun, daha elverişlidir.
http://www.sonsuzlukkulesi.com/kuranda-cok-eslilik-cariye-kavrami/
“Bazıları bilgi noksanlığından, bazıları da kasıtlı olarak, İslâm’ı 4’e kadar kadınla evlenmeye müsaade ettiği için eleştirmektedir. Oysa bu eleştiriler, pek çok açıdan haksızdır. Şöyle ki:
• Birden fazla kadınla evlenme (çok eşlilik), bütün tarih boyu hemen hemen bütün insan topluluklarında görülen bir uygulamadır. Ahd-i Atik, onu yasaklamak şöyle dursun, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’ın çok sayıda hanımları olduğundan bahseder (Samuel 2, 5: 13) İncil'de ise çok evliliği yasaklayan hiçbir ifade yoktur. Peder Eugene Hillman, Polygamy Reconsidered (Çok Eşliliği Yeniden Değerlendirme) adlı eserinde, “Yeni Ahid’in hiçbir yerinde tek evliliği emreden veya çok evliliği yasaklayan herhangi bir ifade yoktur” der. Kaldı ki, kendi zamanında Yahudi toplumunda çok evlilik uygulandığı halde, Hz. İsa buna ses çıkarmamıştır. Roma Kilisesi’nin çok evliliği yasaklaması, Kitab-ı Mukaddes’e dayalı bir yasaklama değil, tek kadınla evlenmeyi öngören, fakat metres ve fuhşa tolerans gösteren Greko-Romen geleneğine dayalı bir yasaklamadır. Kitab-ı Mukaddes, çok eşliliğe sınır getirmezken, Kur’ân bu uygulamayı 4’le sınırlandırmış, bunu emretmemiş, hattâ tavsiye etmemiş, sadece eşler arasında adaleti gözetme şartını da getirerek, bir izin, bir ruhsat olarak vazetmiştir.
• Her zaman için çok kadınla evlenmenin bilhassa gerekli olduğu şartlar, yerler ve dönemler vardır. İslâm, her şart, her dönem ve her yerde geçerli evrensel bir din olduğu için, böylesi şartların, yerlerin ve dönemlerin gerekliliklerini de göz ardı edemez. Meselâ, savaş zamanlarında kadın nüfus erkek nüfusu daima aşar. Amerika’nın Batılılar tarafından keşfinden sonra, Kızılderili toplumlarda erkek nüfus sürekli azalmış ve kadının çok itibarlı bir yere sahip olduğu bu topluluklarda bu problem, çok eşlilikle çözülmeye çalışılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonunda Almanya’da evlenme ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 7.300.000 fazla olup, bunların 3.300.000’i dul idi. Bilhassa savaş sonrası şartların ağırlığı altında ezilen kadınlar için en geçerli yol, bir erkeğin bakım ve koruması altına girmekti. Evet, bu şartlarda kadınlar, ya Kızılderili toplumlarıııda olduğu gibi ikinci veya üçüncü eş olarak nikâhlanacak veya İkinci Dünya Savaşı sonrası modern Batı’da görüldüğü üzere, özellikle galip kuvvetleri tatmin eden birer metres veya fahişe olmaya itilecekti.
• Sadece savaş şartlarında değil, normal durumlarda da kadın nüfusun erkek nüfusu aştığı dönemler olur. Meselâ, bugün ABD’de evlilik ve çocuk sahibi olma çağındaki kadın nüfus, erkek nüfustan 8-10 milyon daha fazladır (Hillman, 88-93). Bu durumda, bekâr kalma, kadınları öldürme, her türlü gayr-ı meşrû münasebeti serbest bırakma veya çok evliliğe müsaade etme dışında herhangi bir çözüm yolu yok ise, bunlardan hangisini tercih etmek daha İnsanî ve kadının şerefine yakışan bir yoldur? 1987 yılında Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde bir öğrenci gazetesinin yaptığı ankete katılan öğrencilerin hemen hepsi, “Evlenme çağındaki erkek nüfusun az olduğu şartlarda, erkeklerin birden fazla kadınla evlenmesi kanunen meşru olmalı mı?” sorusuna “Evet” cevabı vermiştir. (J. Lung, Struggling to Surrender, 172)
• Bugün modern toplumlarda görülen bazı problemlerin çözümü yine çok eşlilikte yatmaktadır. Roma Katolikliği’ne bağlı Amerikalı bir antropolog olan Philip Kilbride, Plural Marriage For Our Time (Günümüzde Çok Eşlilik) adlı eserinde, çok kadınla evlenmeyi Amerikan toplumundaki bazı hastalıkların çözüm yolu olarak sunar. Ona göre, çok kadınla evlilik, çocukların çok menfî olarak etkilendiği boşanma hadiselerinin yol açtığı olumsuzluklara alternatif bir çözüm olabilir. (Kilbride, 118)
• Meselenin psikolojik boyutları da vardır. Meselâ Müslüman, Hıristiyan veya bir başka dinden yeni evlenmiş pek çok Afrikalı hanım, kendisini iyi bir koca olarak ispatlamış bir erkeğe ikinci eş olarak gitmeyi tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Aynı şekilde pek çok kadın, gerek yalnızlıktan kurtulmak, gerekse işbirliği yapmak için evde ikinci, üçüncü bir eşi kabul etmektedir. (Hillman, 92-97) Meselâ, Nijerya’da 15-59 yaş arası kadınlar arasında yapılan bir ankete katıklıların % 60’ı çok eşliliği tasvip ederken, kırsal Kenya’da yapılan bir ankete katılan 27 kadından 25’i, bir erkeğin tek hanımı olmaktansa, birkaç hanımından biri olmayı tercih ettiğini belirtmiştir. (Kilbride, 108-109)
• Burada ilave edilmelidir ki, günümüz İslâm toplumlarıııda çok büyük oranda yaygın olan, tek kadınla evliliktir. Bu toplumlarda çok ka¬ dınla evlilik vakası, Batı toplumlarıııda evlilik dışı ilişkilerden çok daha az sayıdadır. Ünlü Amerikalı Hıristiyan vaiz Billy Graham, şöyle yazıyor: “Günümüzde Hıristiyanlığın çok evlilik konusunda uzlaşmaya gitmemesi, aleyhine bir durumdur. İslâm, birtakım sosyal hastalıklara karşı sınırları ve çerçevesi çizilmiş bir çare olarak çok evliliğe izin vermiştir. Hıristiyan ülkeler, tek kadınla evlilik şovu yapıyorlar ama, uygulamada hepsinde çok eşlilik var. Bugün kimse, Batı toplumlarıııda metreslerin oynadığı rolü bilmiyor. Bu noktada İslâm, temelden iffet, namus ve İnsanî fazileti koruyan bir dindir. Toplumun ahlâkî bütünlüğünü muhafaza etmek için çok kadınla evliliğe izin vermekle birlikte, her türlü gayr-ı meşrû ilişkiye de kapıları kapamaktadır.” (Abdürrahman Doi, Womarı in Shari ‘ah , 76)
• Bütün bunlardan sonra, hepsinden önemli olan şu husus bilhassa belirtilmelidir: “Tabiat”ta bitkiler ve hayvanlar dünyasında da görüldüğü üzere, evlilikten asıl maksat üremedir, çoğalmadır. Evlilik ilişkisinin verdiği lezzet, üremenin gerçekleşmesi adına bir avanstır. Bir kadın, ayın belli günlerinde ve genel olarak 50 yaşından sonra üremeye hizmet etmez. Buna karşılık erkek, ortalama 70 yaşma kadar, hattâ daha da öteye ve yılın her gününde üreme adına müsaittir. Şu halde, evliliği tek kadınla sınırlama, onu asıl maksadına hizmetten alıkoyma demektir. Kaldı ki, yukarıda belirtildiği üzere İslâm, çok kadınla evlenmeyi emretmez, fakat yasaklamaz da. Onu bir izin, bir ruhsat olarak kabul eder ve evliliğin sebep olduğu, ailenin geçimi ve miras gibi konularda hukukî düzenlemeler getirmiş bulunmasının yanısıra, bu ruhsatı uygulamada manevî-ahlâkî kaideler de koymuştur (Şerif Muhammed’den özetle).
Köle-cariye meselesini değerlendirirken, aşağıdaki noktalar göz önüne alınmalıdır:
• İslâm, her şeyden önce, kölelik ve/veya cariyeliği getiren bir din olmayıp, kendisini bu uygulamanın uluslararası çapta ve en acımasız şartlarda sürdüğü bir ortamda bulmuştur. Yine her şeyden önce mesele, bir savaş hali ve savaş esirlerine nasıl muamele edileceği meselesidir. Kölelik, hattâ değişik ad ve usullerde cariyelik dünya toplumlarıııda daha düne kadar görülürken, İslâm, 14 asır öncesinden bu meseleye neşter atmıştır. Tarih içindeki Müslüman toplumlarda görülen ve tasvibi mümkün olmayan bazı uygulamalardan sorumlu olan İslâm değil, kendilerini İslâm’a nisbet eden insanlardır.
• Modern dünyada uluslararası hukukun tarihi birkaç asır öncesine gitmezken, İslâm, gerek savaş gerekse esirlere muamele ve daha başka uluslararası hukuk alanına giren meselelerde kaideler ve yasalar koymuş, öyle ki, 12 asır önce İmam Muhammed eş-Şeybanî, bu sahada Es-Siyeru'l Kebîr adlı eserini kaleme almıştır.
• İslâm, esir edilmiş kadınların da öldürülmesini yasaklarken, onları Müslüman aileler arasında dağıtmış, eğitilmeleri ve kendileriyle evlenme veya başkalarıyla evlendirilmeleri üzerinde hassasiyetle dumıuş ve evlenip de veya efendilerinden çocuk sahibi olanlara hür kadın statüsü tanımıştır. Ayrıca, hürriyetlerine kavuşturulmalarını şiddetle tavsiye etmiş, o kadar ki, Din’i uygulamada yapılan pek çok hatanın karşısına kefaret, yani o hatayı giderici ceza olarak köle veya cariye azad etmeyi koymuş, bunun büyük sevap getiren bir davranış olduğunu beyan buyurmuştur.
• İslâm, kadın olsun erkek olsun hiçbir ayrım yapmadan insana çok büyük değer ve şeref bahşetmiştir. Bu sebeple o, kadınları değerlendirirken, eğitimi, şahsiyeti ve karakteriyle gerçek İnsanî mertebeye yükselmiş kadınları muhsan(a) (korunmuş) kadınlar olarak ele almıştır. Manevî-ahlâkî, dolayısıyla gerçek İnsanî değerlerden yoksun ve kendisini tamamen fizikî bir nesne olarak gören ve takdim eden bir kadın, muhsan(a) bir kadın değildir. İslâm, her insanın, her kadının kâmil insan olmasını hedeflerken, bu seviyeye ulaşmaya öncelikle bir eğitim meselesi olarak bakmış ve bu eğitimin her kademesi içiıı ayrı kaideler koymuştur. Kısaca, kölelik-cariyelik konusunun eğitime ait ve psikolojik bir yönü de vardır.
• İslâm, hukuk alanında, hakim olduğu toplumdaki eski ve kendisine ters düşmeyen yasaları yerinde bırakır; bu yasalardaki yanlışlıkları tashih eder veya yeni yasalar koyar ve bütün bunları yaparken tedricî bir yol takip eder. O kadar ki, bazı kötülüklerin giderilmesi ve güzelliklerin yerleştirilmesi uzun bir zaman, eğer mesele bir toplumun değil, bütün toplumlarm meselesi, yani uluslarası bir mesele ise asırlar alabilir. İşte İslâm, kölelik ve/veya cariyelik meselesinin kökten çözümünü, meselenin bilhassa uluslararası hukuka ve münasebetlere ait yönü olması itibariyle, zamana ve insanlığın olgunlaşmasına bırakmıştır. “
Talak 4:
Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Hamile olanların bekleme süresi ise, doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir.
https://youtu.be/pBsTb04SpKg?t=42
Enfal 1:
(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler, Allah’a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”
Ganimetlerin taksimiyle ilgili bir surenin giriş kısmı, ayrıca mü’minlere ganimet için savaşılamayacağını asıl önemli olanın Allah’ın rızasının olduğu anlatılır. Buradan bütün malın Peygambere ait olduğu anlamı çıkarılamaz çünkü aşağıda vereceğim diğer ayetlerde zaten nasıl bir taksim yapılacağı açıklanmıştır.
Allah’ın savaşsız olarak onlardan alıp da Rasûlü’ne ganimet olarak bahşettiği mallara gelince –ki, siz o mallar için at da deve de koşturmadınız, fakat Allah, kimleri dilerse, onlar üzerinde rasûllerine hakimiyet verir. Allah, her şeye hakkıyla güç yetirendir. Allah’ın, fethedilen ülkelerin halklarına ait bulunup da savaşsız olarak Rasûlü’ne bahşettiği mallar, (beşte biri) Allah(’a ait olmak üzere Rasûl’ü) için, ayrıca Rasûl için, O’nun yakınları için, yetimler için, yoksullar için ve yolda kalmışlar içindir. Ki o mallar, içinizdeki zenginler arasında devredip duran bir servet haline gelmesin. Rasûl (o mallardan size ne verirse) onu hoşnutlukla alın (ve İslâmî bir hüküm olarak) size neyi getirip tebliğ ederse, onu kabul edin ve sizi neden men ederse ondan da geri durun. Allah’a gönülden saygı besleyin ve O’na karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah, cezalandırması çok çetin olandır. (Bu ganimet malları, ayrıca) o fakir Muhacirlere aittir ki, onlar yurtlarından çıkarılmış, mallarından mahrum bırakılmışlardır; onlar, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk peşindedirler ve Allah’ın dinine ve Rasûlü’ne yardım etmektedirler. Onlar, (imanlarında ve üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirmede) gerçekten samimi ve sadıktırlar.
Enbiya 33:
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
“Yüzmektedirler” ifadesinden boşluğun aslında dolu olduğu çıkarılır. Elimizdeki bilgilere göre tabii ki de uzayda maddesel bir ortam yoktur, ancak orada mutlaka bir şeyler olduğuna ve ileriki tarihlerde keşfedileceğine inanıyorum.
Kainatın sudan yaratıldığına dair bir okuma parçası: http://www.yaklasansaat.com/evren/buyuk_patlama/buyuk_patlama.asp
Evrim:
Bir maymunun sonsuz zaman içerisinde rastgele tuşlara basarak günümüzdeki -insan hariç- her yönüyle hatasız işleyen dünyayı yaratmasına, hiç de inanasım gelmiyor. Ki insanın cüz-i iradesine bırakılmış eylemleri haricinde o bile kusursuz çalışıyor.
Yoktan koca bir evrenin oluştuğuna; yıldızların ve gezegenlerin kendi başlarına mükemmel bir şekilde hizaya girip yörüngelerine oturduklarına inanamıyorum. Cansız bir ortamdan nükleik asitlerin oluştuğuna, nükleik asitlerden bakterilerin, bakterilerden de günümüzdeki canlıların oluştuğuna da inanamıyorum.
Adem ve Havva'nin cocuklarinin ensest iliskileri aciklamasi daha mantıklı geliyor.
İŞTE 2 DAKİKADA EVRİMİ ÇÜRÜTEN O VİDEO!! , şaka şaka ama şu makaleyi okumanı tavsiye ederim:
http://www.yaklasansaat.com/dunyamiz/canlilaevrim.asp
Fen lisesi ile de ispatlanamayan bir görüşü nasıl bağdaştırdığını anlamıyorum.
Kuran’ın çok anlamlı olması:
Bence belirsiz, yoruma açık demek doğru olmaz ancak çok anlamlıdır. Çünkü Kuran’da x hem doğrudur yem yanlıştır gibi bir şey ancak ayetin doğru yorumlanmaması ile ortaya çıkar. Kuran’ın gerek evrensel olması gerek de kendinden sonraki herkese hitap etmesinden dolayı ve de Allah’ın bir varlığı sadece tek bir sebeple yaratmamasından ötürü ayetlerde çok anlamlılık vardır. Mesela aile hukuku ile ilgili emir ve yasakları anlatırken aynı zamanda insanın fıtratına dair ipuçları da verebilir(salladım).
https://www.youtube.com/watch?v=3zQjFdYwwcY
Kutuplara yakın yaşayan insanlar dair:
“İslâm, ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, her zaman, her yerde ve her seviyede insanın görebileceği işaretleri esas almıştır. Bu bakımdan, bilimsel ve teknik gelişmelere ve hesaplamalara, onlardan istifade edilse bile, mutlaka gerek duyulmaz. Bazıları, bu şekilde kutuplarda namaz vakitlerinin tesbit edilemeyeceği itirazında bulunmaktadırlar. Böyle bir itiraz, eksik coğrafya bilgisinden kaynaklanmaktadır. Gece ve gündüzlerin 6 ay kadar sürdüğü kutup bölgelerinde 24 saatlik zaman dilimi çerçevesinde sabah ve akşamın işaretleri o kadar açıktır ve bu işaretler o kadar düzenli görülür ki, halk buna göre yatma, kalkma ve diğer işlerini yapma vakitlerini kolayca ayarlayabilmektedir. Saatlerin yaygınlaşmadığı zamanlarda, Grönland, Norveç ve Finlandiya gibi ülkelerde oturanlar, günün ve gecenin saatlerini ufukta beliren çeşitli işaretlere göre ayarlarlardı. Bu işaretler, kendilerine günlük programlarını düzenlemede yardımcı olduğu gibi, ibadet vakitlerini ve bu arada sahur ve iftar yemeklerini tesbit etmelerinde de yardımcı olurdu.”
Ayrıca Ra’d suresi 41. Ayete göz atabilirsin.
Allah neden tütün ürünlerini yasaklamamış:
Allah, size ancak leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Ama kim mecbur olur da istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa, şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Dilleriniz yalana alışageldiğinden dolayı, Allah’a karşı yalan uydurmak için, “Şu helâldir”, “Şu haramdır” demeyin. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.
Ayette geçenlerin dışında herhangi bir şey konusunda helal/haram diyemeyiz. Ancak Kuran’da Allah’ın insana emaneti olan vücuda zarar verilmesi yasaklanmıştır.
Peygamberin eşleriyle ilgili kısımlar:
“Seks hayatına yer verme” ve “kac kariyla evlenmesi” konusunda açık konuşup ayet örneği verebilirsin çünkü bu konuda kullandığın üslup kadar ekstrem bir ayet hatırlamıyorum. Bir tek Ahzab 37 olabilir o da açıklandı. Peygambere ve eşlerine ait verdiği bazı örnekler vardır, bunlar diğer insanlar Peygamberi örnek alsın diyedir.
Peygamberin çok eşliliği → https://sorularlaislamiyet.com/peygamber-efendimizin-zevceleri-kac-tanedir-cok-evlenmesinin-hikmeti-nedir
Kuran, neden köleliği ve tecavüzü yasaklamıyor:
https://sorularlaislamiyet.com/islamiyetin-koleligi-kaldirmak-icin-tedbirler-aldigini-soylediniz-bu-tedbirler-nelerdir-kolelik-0
Nikahlı eşin dışında ilişkiye girmenin yasak olduğu bir durumda(zina) tecavüze nasıl yasak değil denilebilinir?
Kuran mealinde ‘düşün’ kelimesini arattım 124 sonuç çıktı. 124 kere düşün kelimesinin geçtiği bir kitabın dinine nasıl beyne ihtiyaç yoktur dersin?
Saygılar.
submitted by akunal to u/akunal [link] [comments]


2018.08.01 11:19 attac94 Medyum Tufan

Medyum Tufan diğer insanlardan farklı olarak metafizik ile ilişkili olan hayatı inceleyen ve bu ilimlere yeteneği olan bir insandır.
Bu yetenek herkesi bulunmamakla beraber birinde olduğunda inanılmaz sonuçlar görebilirsiniz. Hayatın içinde gördüğümüz bazı sıkıntılar bizden değil başka etkilerden meydana gelmektedir.
Bunların ise geldikleri şekilde def edilmeleri ve hayatımızdan uzaman yardımı ile çıkarılması gerekmekte.
Medyum Tufan Hoca insanların faydası için yaratıcı tarafından verilen bu ilmi kullanma ve insanlara fayda sağlama yolunda çalışmalarına devam etmektedir.
Medyum Tufan hangi alanlarda uzmandır?
Tufan Hoca bilinen ve bilinmeyen birçok gizli ilim ile alakalı çalışmalar yapmış özellikle evlilik sorunları, aşk acısı, sonuca varamayan evlilik sebepleri, ticaret, iş hayatı gibi hayatın içerisinde aktif olarak yaşanan olaylarla ilgili bireyleri ilmi danışmanlık yapmaktadır.
Bilindiği üzere büyü bir gerçekliktir.
Yapılması dinen lanetlenmiş olsa da yapan ve bunun ile uğraşan birçok insan bulunmaktadır.
Bu şeytani amaçla Yapılan büyülerin çözümlenmesi içinde ilmi yüksek insanlara ihtiyaç duymaktayız.
İşte büyü bozma ve manevi danışmanlık gibi ihtiyaçlarımız için Medyum Tufan bize yardımcı olmak için çalışmakta.
MedyumTufan.net üzerinden Medyum Tufan Hoca ile alakalı birçok bilgiye ulaşabilir Medyum Tufan hocanın çalışmalarını inceleyebilirsiniz.
Cinler ve etkileri, büyü çözümleri, basında Medyum Tufan Hoca hakkında var olan haberleri okuyabilirsiniz.
0532 484 30 33 numaralı telefondan Medyum Tufan'a ulaşabilir tek başınıza çözemeyeceğiniz ilmi konulardaki sorunların desteğini alabilirsiniz.
Medyum tufana sık sorulan sorular ise şöyle:
Karı koca arasında gerçekleşen kavgaların esas sebebi nedir?
Üzerinizde büyü var mı?
Eşlerin birbirini neden aldattığının gerçek sebebi?
Eşim evi terketti geri döner mi?
Kocamı elimden alan kadın kim?
Rüyalarım gerçek oluyor sebebi nedir?
Huzurla uyuyamıyorum bu kabuslar ne zaman biter?
Evimde gölgeler görüyorum akşam dışarı çıkamıyorum neden?
Eşimle birlikte olamıyorum, ondan uzak durmak istiyorum neden?
Görüntüler sesler ve Gölgeler görüyorum duyuyorum bunun sebebi nedir?
Eşimin benden nefret etmesinin sebebi nedir?
Çocuklarımı görmek istemiyorum evde olmak istemiyorum bunu sebebi ne olabilir?
Maddi anlamda bunalımdan hiç çıkamıyorum, bu neden böyle oluyor?
Para ile alakalı sorunları yaşamımın gerçek sebebi nedir?
Eşimle ayrıldık, bunun gerçek sebebi Büyü mü?
Neden bu kadar çok kabus görüyorum?
Evden çıkmak istemiyorum bunun sebebi ne olabilir?
Hiçbir kadınla birlikte olmadım ama sürekli gördüğüm bir kadın var ve sesler duyuyorum bunun sebebi nedir?
Bu sorulardan biri veya bir kaçı sizin de sorduğunuz ve cevabını bulamadığınız sorular olabilir.
Bu ve buna benzer binlerce soru aklınızda dolanıyor ve hayatınızı olumsuz etkiliyor olabilir, bu gibi durumlarda Medyum Tufan tüm içtenliği ve ilmi bilgisi ile yanınızda olacak ve Yaratıcı’nın da izniyle sizi içine girmiş olduğunuz bunalımdan kurtaracaktır.
Soru ve sorunlarınız için lütfen iletişime geçiniz.
http://www.medyumtufan.com.tmedyumtufan-hakkinda/
submitted by attac94 to u/attac94 [link] [comments]


Diriliş Ertuğrul 139. Bölüm - YouTube TE K - YouTube Adam Tek Seferde 7 Kadınla Evlendi Sebebi İse Herkesi Şaşırttı How to use/install Tek-lok - YouTube Okulda Peri'ye Kötü Şaka! - Güneşin Kızları 20.Bölüm - YouTube Albay Kopuz, Doktor'u Tek Başına Yakaladı! - Savaşçı 20 ... Kudret yatağa girmek istiyor - Umutsuz Ev Kadınları 19 ... Emre Özkan - Tecavüz Edemezsin #Kadın - YouTube Selami Şahin & Burcu Güneş - Ben Bir Tek Kadın (Adam ...

Bir kadınla tanışırken sorulacak sorular, lafa nasıl ...

  1. Diriliş Ertuğrul 139. Bölüm - YouTube
  2. TE K - YouTube
  3. Adam Tek Seferde 7 Kadınla Evlendi Sebebi İse Herkesi Şaşırttı
  4. How to use/install Tek-lok - YouTube
  5. Okulda Peri'ye Kötü Şaka! - Güneşin Kızları 20.Bölüm - YouTube
  6. Albay Kopuz, Doktor'u Tek Başına Yakaladı! - Savaşçı 20 ...
  7. Kudret yatağa girmek istiyor - Umutsuz Ev Kadınları 19 ...
  8. Emre Özkan - Tecavüz Edemezsin #Kadın - YouTube
  9. Selami Şahin & Burcu Güneş - Ben Bir Tek Kadın (Adam ...
  10. Umutsuz Ev Kadınları 6. Bölüm - YouTube

Sparrow the Movement @ live Introduction Lausanne espace autogeré Swc Night - Duration: 2 minutes, 15 seconds. Güneş eve döner. Yokluğunda Rana’nın kızlara yaptıklarını öğrenmiştir ve bir daha tekrarlanmayacağından emin olmaya karar verir. Rana ile Güneş karşı karşıya... Umutsuz Ev Kadınları 6. Bölüm Özeti: Elif ikizlerin yeni okulunda, okul aile birliği başkanı ile zıtlaşıyor. Mert, babası tarafından bir akıl hastanesine yat... Mia Yapım'a abone olmak için: http://bit.ly/MiaYapim ===== İntikam ateşiyle inşa edilen evlilik, Aslanbey a... Savaşçı 20. Bölüm - Albay Kopuz, Doktor'un izini buldu. Yüzbaşı Kağan ve Kılıç Timi Kopuz’un hayatıyla ilgili endişelenirken, General Kutalmış’ın verdiği gör... Süleyman konuşacak mı? Söğüt’ü ve uç beyliğini yitirmesinin yanında en yakın adamı Yınal’ı kaybeden Beybolat’ın yeni oyunu ne olacak? Ertuğrul ve Alıncak ara... Bizi instagramdan da takip edin ozkanemre34 - instagram Kadına şiddet ve kadın hakları ile ilgili hazırlanmış bir çalışmadır. Hepinizi kadına şiddet ve kadın... For people ordering Tek-lok's and need a refresher on how to use them. Adam Tek Seferde 7 Kadınla Evlendi Sebebi İse Herkesi Şaşırttı İnternette dolaşan bu fotoğraf bir erkeğin tek seferde 7 kadınla evlendiğini gösterdiği için b... Umutsuz Ev Kadınları 19. Bölüm Özeti: Cevdet, kızının katilini bulması için Sinan’ı yasadışı yollara sevk eder. Elif’in başı huysuz komşusu Macide’yle belada...